Adam filmi; Âdem’in hayatın içindeki şuursal dilemmasını anlatıyor. Âdem karakteri; film evreninde kendi gibi olan gençlere, babalara, annelere ve arkadaşlara ayna oluyor. Acaba insan kendini ortaya koyabilmek için yalnız, toplumdan uzak mı yaşamalı? Toplumun içindeyken insan, kendini tam anlamıyla ortaya koyamaz mı? Yoksa önemli olan insanın hangi anlık içsel hali yaşadığı mı, bütün toplum ve mekân mefhumları önemsiz mi bu kişisel durumları rayına sokmak için?
Âdem’in sorularına cevap ararken; film evreniyle birlikte orijinimize, sorularımızın ayyuka çıktığı gençliğimize bir dönüş yapıyoruz. Bu soruları sorabildik mi kendimize, yoksa sorup da arka planlara mı sakladık diye metaforik düzeyde derince düşünüyoruz. Sakın film içinde genelleştirilebilecek bir cevap aramayın; çünkü gerçekten önemli olan sadece soruyu sormak.
Cevap; sorunun kendisi zaten…
Twitter Sayfası: http://twitter.com/adamfilmi
Facebook Sayfası: http://www.facebook.com/adamfilmi
Fragman: http://www.facebook.com/photo.php?fbid=175587355790761&set=a.158461714169992.36469.152404928109004#!/video/video.php?v=458213064801
Fragman UTube: http://www.youtube.com/watch?v=acfBrAMr3D0
Klasik anlatıları yık, düşünceler arası bağlantılar kur, her fikri tüm genişliği ve bağlantıları ile düşün, tüm sistem üzerine "paranormal" araştırmalar düzenle. Sonuçta; ya Ezberlersin ya Sorgularsın...
14 Kasım 2010 Pazar
13 Kasım 2010 Cumartesi
Tarkovski- OFFRET (KURBAN) Üzerinden Sinema Öğrenecek Olan Adama Paylaşımlar -4
( 1.08'den devam ediyoruz. 1.35'e kadar)
Alex'in silahı çantadan almasının, filmin genel havası değerlendirildiğinde bir intihar eylemi hisi yarattığını görebiliyoruz. Alex çok uzun zamandır hastaymış gibi davranıyor, öyle sergileniyor. Ya birisini öldürecek bu adam ya da kendine bir kıyak geçecek, tabancasıyla...
Küçük Adam uyanık. Alex Küçük Adam'ın yastığının altından bir el dikimi yelek alıyor. Yavaş yavaş ilerleyip, arkasına (yan odaya) bir göz atıyor ve önemli bir noktaya geliyoruz filmle birlikte.
Leonardo'nun bahsi geçen eseri yeniden karşımıza çıkıyor. Telaş içinde olan Alex biraz daha tedirginleşerek aniden dua etmeye başlıyor. Korkuyor, bir şeyleri düzeltmek çabasına karşılık kendisini, bağımlılıklarını ortaya koyuyor. Nasıl bir güçsüzlüktür bu. Nasıl bir acz halidir. Savaş korkusu metaforu, karısının dahi kendi zülmünden vazgeçmesi, Alex'i teslimiyete, kendi benliğinin üstünde bir güce bağlanmaya itiyor. Kurban verilecek olan nedir: Benlik duygusudur, bağlı değil de bağımlı olunan değerlerdir, saplantılar ve olmazsa olmaz denilebilecek kişisel bağlantılardır. Kurban ne kadar denk bir isimlendirmedir değil mi, bu film için?
- Senin gücünü hissedebilecek bir acz haliyle karşılaşmayanları da affet. Onlar acının ne olduğunu hiçbir zaman bilmediler.
Alex'in kameraya dönüp; kendileri için değil de sevdikleri için korkanları senden başka kimse koruyamaz demesi. Diğer dua cümlelerini kameraya bakmadan, bu sözcüğü ve bundan sonrakileri ise özel olarak kameraya bakarak söylemesi nedendir acaba?
Bahsettiği kişiler, yakınlık yakalayan, kamera aygıtının merceklerden oluşan objektif (obje) kısmına aracısız olarak ulaşabilen, taklitten uzak takılanlar mıdır? Tarkovski'nin duası mı bu? Kamera aygıtından bakanla, konuşan ve konuşanı konuşturan tek bir organik yapıya mı sahiptir? Orijinleri tek midir yoksa? (Adam filminin giriş sekansına da bakabiliriz.)
- Çünkü bu en son savaş! Savaşların en korkuncu. Bu savaştan ne yenen ne de yenilen kalacak geriye.
Alex'in kanepeye uzanması ve bozuk paranın düşmesi, her zaman bahsettiğimiz üzere bu görülen uykunun, bu kanepeye uzanışın metaforik bir düzlem uzantısıyla teğetleşerek zihinsel bir uykunun başlangıçı olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Zaten Maria'nın çılgın sesi de arkadan gelmeye başlamıştır.
Evin kızı Viktor'u yanına çağırıp, soyunuyor. Alex sonraki planlarda da farkedilmek üzere üstüne giydiği bir paltoyla, bu evin kızı ve Viktor'u çağırma olayını görüp oradan uzaklaşıyor. (Sulu ortam- sürreal) Alex kendinden kendine bir yakınlaşma ile karlar altında yine kendini görüyor, bozuk para benzeri bir takım şeyleri sezdiriyor bize. Stalker'daki rüya sahnesi gibi; dünyevi- maddi durumların yok olacak olmasını simgeleyen bir çamur deryasını, kameranın track hareketiyle birlikte görüyoruz. Fiziksel bir uyanma gerçekleşiyor, kanepedeyiz.
"Nolan'ın Inception" filmindeki rüya içinde rüya denklemini; epistomolojik olarak değil de, ontolojik bir şekilde- araba düşüşünü 2000 kare yavaşlatmadan- nasıl görebileceğimizi görüyoruz!
Bu ilk sürreal sahne (kanepeden ilk kalkış) rüya olarak adlandırılırsa; bahsi geçen nükleer savaşın olmasından kaynaklı bir korkunun ortaya çıkması bu kopuk sahneler. Ki bu korkunun temeli de filmin diyaloglarından daha önce belirttildiği üzere Küçük Adam'ı kaybetme korkusu. (Duyuyoruz ve görüyoruz- karlı sahne- siyah beyaz)
Otto pencereye geliyor. Yalnız daha öncesinde Alex'e bir -ilham almak- metaforda ışık veriliyor, sol taraftan. Otto geliyor ve alakasız şeylerden bahsetmeye başlıyor. Bize göre alakasız görünse de bu Alex'in daha önce bize yerleştirilen bilinçaltı eylemine denk bir noktada duruyor. Otto bir umuttan bahsediyor. Önceden ettiğimiz (Alex'in ettiği) duanın icabet noktası beliriyor yavaştan.
Otto'nun sözleri Alex tarafından anlaşılamıyor. Beraber içki içmeye başlıyorlar.
Evet yine gizli bir nokta. Bu sahnede Otto'nun bütün söyledikleri içki kavramının altına saklanarak olabilir- olamaz noktasına getiriliyor. Bu adam içkili ne söylediğini bilmiyor. Ya da aslında içkinin sarhoşluğu ile bir alakası yok söylenenlerin. Seçim sizin?
Zaten Otto içkinin iyi ve etkili bir konyak olduğunu, Alex bardağı doldurmadan önce söylüyor dikkat ederseniz. Çok ince işlemeler bunlar, resmen planlı bir aldatma mekanizması kuruluyor.
Otto'nun Alex'le olan tüm konuşması seyirciyi gizli bir inandırma sürecine sokmak için yerleştirilmiş. Real yapı olan, hikayenin devam eden yapısına (klasik öykü) inanmak için bir neden arayan seyirciye bir inandırma ortamı yaratılıyor. Dikkat ederseniz, ne konuşulursa konuşulsun, Maria ile ilgili ne söylenirse söylensin, o kadının yanına hiç bir amaç olmasa da gidilmeli. Ortam bu şekilde kurulmuş.
Burada ince bir nokta daha var. Otto giderken ben Piero Della Frencesca'yı tercih ederim diyor. Piero'nun "Adoration of the Holly Wood" eseri ve Leonardo'nun "Adoration of the Magi" yakın manalara sahip farkettiyseniz. Yani Otto'nun baştan beri korkarak yaklaştığı filmdeki Leonardo'nun "Magi" si yerine "Holly Wood" u tercih etmesi; hem o kadının ayağına gidecek olanın evine "Magi" eserini asan Alex'in olacağını betimlemesi hem de bunu kendisi yapmak yerine daha farklı bir yaklaşım sergileyerek bu işe girişemeyeceğini belirtmesi açısından önemli. ALEX BİSİKLETE BİNECEK, GİDECEK, TAPINACAK!!! (Alex'den başkası değil)
Bisiklet ve paça kaptırma olayı; filmi real düzlemden çıkartmamak için kurulmuş. Göreceğiz ve iyice anlamdıracağız.
Alex tam merdivenden inerken -öksürük sesiyle gizlice betimlenen- ve Viktor'un ses rengine yakın bir ses duyuyoruz. Bu sesin geliş tarafına bakarsak altta birileri sohbet ediyor. Yalnız kamera Alex'in ani bir telaşla aşağı inmesinin ardından bir takım notların bulunduğu bir masayı ve üstündeki yumurta, kalem ve bir bardak suyu gösteriyor.
- Aktörün kendisi, kendi yarattığı sanat eseridir. Sözüyle birlikte Alex'in telaşmasını da dikkatlice düşünmeliyiz.
Burada sürreal olarak konuşan bu adamın aslında bilinçaltı melekesi bir eleştiri makinesi olduğunu düşünebiliriz. Yumurtayı sesi kısık tiyatrocunun ses düzeltme sistemine, eski yazıları Alex'i tiyatro sevdasından eden eleştirmenin notlarına, konuşanı da eleştirmen olarak simgeleyebiliriz.
İlk aşağı inme sahnesinde Alex'in üstünde palto yok dikkat ederseniz. Ama sonraki planda merdivenden inen Alex'in üstüne bir palto giymesini, daha önce aldığı silahı yeniden almasını ve yukarı çıkıp yeniden aynı merdivenden inmesini görüyoruz. Neden silahı tekrar alıyor? Hangi planda silah gerçekten almıştı? Rüya olan hangisi ve gerçek olan ne?
Silahın tekrar alınmasını buradan yola çıkarak değerlendirebiliriz. Eee tabii Julia'nın kahvaltı yapanlara servisi de yukarıdaki eleştirmenin konuşmasını reelleştirmek için kullanılan başka bir diyalektiktir.
Kahvaltı yapanların arkasından filmin ana düzlemi kaybolmadan bisiklete ulaştık ve bisiklete bindik. Paçanın sıkışması ile ilgili sahneye geldik. Dikkat edelim...
Otto'nun "sağ paçamı kaptırdım az kalsın suya düşüyordum" dediği noktada; Alex sağ paçasını kaptırarak koskoca karasal düzlemde küçük noktadaki bir su parçasına düşüyor. Sonrasında gitmekten vazgeçer gibi oluyor ama, hayır o Leonardo'yu ve eserini Otto'nun aksine çoktan seçmişti bile.
Devam edeceğiz...
11 Kasım 2010 Perşembe
Tarkovski- OFFRET (KURBAN) Üzerinden Sinema Öğrenecek Olan Adama Paylaşımlar -3
(43. Dakika - 1.08 Arası )
Haydi devam edelim! Tüm yazıyı hızlıca tamamlayıp, sinema evrenine küçük bir gönül hizmeti yapmak amacımız. Hem biçim hem de içerik olarak, Tarkovski'nin film üzerinden kurduğu dinamik yapıyı ayrıntılı bir şekilde inceliyoruz. İtiraf etmek gerekirse; Tarkovski filmlerini ön yargısız bir gözle izlemek gerçekten çok derin tatmin duyguları oluşturabilir bilinç üzerinde...
Tarkovksi ismini kullanıp methiyeler düzmek en olası karizma puanıdır her devirde, her yaratılan için. Çünkü hem manevi yaklaşım sergilemek babında, hem de görsel yeti- bilinç kombinasyonun uygulanması konusunda eline su dökmek hayli zordur bu adamın.
İsmini duymayan, duyup da filmlerini izlemeyen, filmlerini izleyip de yazılarını okumayan, yazılarını okuyup da film teoriği üzerine çalışmayan, teoriden sonra pratiğe adım atmayan ve ne yazık ki manevi anlamda bir gelişim peşinde koşmayan- Tarkovski'yi kendinde bulamayan- objektif- insan- yönetmen- sanatçı- kamera göz; bu yolun yolcusu olamaz, istese de olamaz. Bu yol biraz sırrın, tekrarlanan pişmanlığın, hüzün ve doğal getirisi gözyaşının yoludur çünkü...
Evet. Kafa çatlattıktan sonra... 43. dakikadan devam ediyoruz.
Çok kişinin gözünden kaçan bir noktayı görmekte yarar var. Sizce şu diyalog filmde rastgele söylenebilecek bir söz müdür:
Posta: Mail: Nebe: Peyam kökence bir alınacak olursa burada bir olağanüstü- us dışı- beş birimsiz algılamanın dışında bir olay baz alınarak, bir elçinin- haber getiricinin doğal söylemine "şaka mı bu" şeklinde sorgulama tertipleniyor! Sizce?
Bu matefizik-matik dışı, sanat dostu enteresan postacı kişilik; salt akıl birimin-reddin- inkar ve şüphenin- kendine güvenin temsili bir sol lob aktivitesi, bir alt bilinç pratiği olan doktorla sorgulanıyor. Artık siz düşünün; Mişkin'in peygamberimsi gücünü, sanatın amacını ve yönetmenin senaryo yazım dilini. Elçileri düşünün yani, insanlığa gönderilen...
Çılgın hizmetçimizi (Maria- Eve gidiyor) dışarıda görünce, bir müddet sonra eve tekrar dönüyoruz.
Şimdi; daha önceki sahne ev içinde devam ederken, uçakların geçişi ile ilgili olan sallanmayı gösteremezmiydik. Yani neden birden Maria'yı görüp, ya da plan atlayıp evi geri döndük. Maria'nın suçu değil merak etmeyin, artık yeni bir gizli sekans başlamakta, ayrıca seyirciye bir zaman- mekan yanılsaması ile farklı bir anlatının gösterileceği işaretlenmektedir.
Uçakların oluşturduğu karmaşa da bay Postacı'nın rahatlığını, ev hanımının, evde kalan hizmetçinin ve Doktor'un enteresan hareketlerini, süt dökülmesini ve süt dökülmesi için yapılan kamera yanıltmasını (teknik örnek) dikkatle inceleyin. Bu plan ile birlikte farklı bir renk ile Alex karşımıza çıkıyor. Maket ev temsiline hitaben konuşur gibi, ingilizce olarak:

Bu metaforun temasını da artık size bırakıyorum. Yalnız bu plandan sonra göreceklerinizi hazırlayan birimlerin yalnızca Maria, savaş, insanların savaş haberi anındaki doğal hareketleri ve temiz, ak, beyaz güzelim sütün yere düşerek dağılması olduğunu düşünebiliriz. Eller günahkar, diller günahkar çünkü.
Maria'nın şefkatli yaklaşımları ile aydınlanan plan, Küçük Adam'ın aniden uyanması ve Otto ile Alex'in Adoration of the magi eseri (Jenerik) ile ilgili konuşmaları var.
Tabi korkutur, kendi gerçeklerinden kaçan insanlık için sanat bir hatırlatma, ideali manen sabitleme ve paylaşma biçimidir. Hizmetçi Maria'nın temsili; Meryem (Tablodaki Bayan)- kutsal kase, rahim, masumiyet, saflık, maneviyat ve aslında din, tamamiyle teslimiyettir.
Maria'nın "Doğum Günü" kutlaması sözüyle başlayan çılgın bir estrümental müzik hep duyuluyor ta ki kapatılana kadar, JVC aygıtından.
Neden ayna var ve neden müzik kapatılıyor. İnanılmaz bir sinema yapım sırrı var burada. Tüm dikkatleri üzerine çekiyor. Bunu iyi dinleyin; bütün zaman- mekan- algı ve mühürlenmiş zaman ayrıntıları ve Tarkovski'nin kendisi burada yatıyor. Anlayan ve hisseden için sinema yapım kaynağıdır burası. Sırdır biraz da, pek söylemez bilenler, var mı acaba bilen? ve neden söylemez...
Tarkovski seyirciyi filmden kopartmıyor. Müzik ve kurgu-ritmik olaylar silsilesi görüyoruz. Kopuk, atlamalı, alakasız ve renksiz. Geçişler, dinamik plan, statik plan sırasıyla...
Sürreal film yapısını keşfedip işte bu nokta filmin gerçek hikayesi değil diyeceğiniz anda (daha iyi bir zamanlama olduğunu düşünüyorum ve yapacağım) real yapı hemen yeniden kuruluyor. Tam işte saçmaladı, olaydan koptuk dediğiniz anda hemen size hikayeyi hatırlatıyor. (Kaplanoğlu- Yumurta- Kuyu ve Köpek Sahneleri, Adam- Balık Tutma)
Yakın plan içerisinde bir müzik çaların kapatılmasını isterseniz, ki amaç yalnızca aletin kapatılmasıdır, elleri ve düğmeyi gösterir ve kapatırsınız. Sonra yakına geçer mesela, kapatanı gösterirsiniz. İşte bu sırada kapatanın sürreal- real, yakaza- gerçek zaman, rüya- hayal, yaşam- rüya, gölge- ışık dengesi için Alex'i aleti kapatırken görür, Alex'in daha sonraki planlarda da olayların içinde varolduğunu gösterirsiniz. Kelimeler ile gerçekten zor anlatmak.
Eğer aleti kapatanın Alex olduğunu aynayla göstermeseydik; önceleri gösterilen konuyla alakasız gibi gözüken sahneleri direk rüya, hayal, sürreal bir saçmalama olarak algılayacak ve damgalayacaktık. Zaman içinde zaman dediği; mühürlenmiş zaman dediği, hem filmin kendi süresini hem de filmin sürreal süresini aynı birimmiş gibi kabullendirmektir. İyi izleyin, tüm film böyle bir kurguyla ayakta duruyor...
Bu sırrı dünyada gerçekten çok az kişi uygulamaktadır dikkat edin! Bergman ve Tarkovski kapısının anahtarı diye bahsettiği, Tarkovski'nin içerde el sallayarak gezdiği alan bu işte!!!
Savaş, sanat gibi insanları ölüme algıca yaklaştıran bir durum mudur? Savaş olacak olmasaydı ki, nükleer olması her şeyin sonu demektir, insanlar yine aynı sıradan ve bilinçsiz hayatlarını yaşamaya devam mı edeceklerdir? Ölüm ve korkusu, sanat ve yaşam. Ölümü hatırlatan bir farkındalık mıdır sanat, savaş mıdır kendisi!
Tüm ev halkı kendinden geçerken Alex herkese doğum gününü hatırlatmaktadır. Garip değil mi, laylaylom yapan ev halkı- insanlık, korkusundan masanın etrafına birlik olacak şekilde toplanmıştır. Ne oldu pastalar, gezintiler, eğlence?
Alex'in "Hayatı boyunca beklediği şey", filmin tümüdür. Kurbandır, yakınlıktır, fedekarlıktır, arınmaktır.
Otto'nun sarılmak istemesi ile! (Otto teslimiyeti temsil ise) evin hanımı çıldırıyor, ve ingilizce konuşmaya başlıyor. Neden sinirlenince ingilizce konuşuyor acaba! Korku insanı yaban bilgilerden, entelekt kopukluklardan ayırıyor mu acaba? Londra'yı, ana rahmini mi hatırlatıyor acaba!
Aşı olan anne, kız ve Doktor, bir de evin hizmetçisi Julia var? Julia aşı olmayı kabul etmiyor. Doktor "sen de ister misin" diyince! Bunlar da alt metinin gizli temeları...
Otto ve Alex içki keyfinde o sıralar! İlgilerini çekmeyen konular oluşuyor.
Viktor'un bir anda sesinde bir kısılma oluyor. Belki gerçekten çekim sırasında kısılmıştır, metaforik değildir. :) Alex'e aşıyı soruyor, Alex ise bu uyuşturma metaforunu içkiyle yer değiştirerek kabul etmiyor. Dışarı çıkıp düşüncelere dalıyor. Arkadan gelen seslerde ise Doktor ve Evin Kızının beraber bir yere gideceklerinden bahsediliyor!
İşte Kadın ve Tarkovski, Adam filmimdeki abla Sahnesi, itiraflar ve kurtuluş, egodan ve gururdan vazgeçme , kadın ve itaat konularını içeren bir uzun diyalog sahnesi. Telefon kesik, savaş etkisi reel olarak devam ediyor yani!
Kadın ve Tarkovski- iki farklı kadın davranış şekilleri; hangisinin doğru yolda olduğu hakkında gizli metaforik söylemler- erkek ve Kadın işte tüm filmi Kurban ismini almaya iten nedenlerden bir tanesi. Dikkate değer planlar topluluğu...
Eğer Tarkovski bu kadın davranışları konusunda müzdarip olduğu bir örnek yaşamamış olsaydı hayatında ya da en azından analiz edecek bir ortamda bulunmamış olsaydı, bu kadar reel bir kadın kişilik betimlemesi yapamazdı. (Stalker'ın karısı, Mirror- Bilin Bakalım Kim, Kurban- Evin Kadını ve Maria ikileşmesi)
Silah'ın doktorun çantasından Alex tarafından alınması ile devam edeceğiz...
Haydi devam edelim! Tüm yazıyı hızlıca tamamlayıp, sinema evrenine küçük bir gönül hizmeti yapmak amacımız. Hem biçim hem de içerik olarak, Tarkovski'nin film üzerinden kurduğu dinamik yapıyı ayrıntılı bir şekilde inceliyoruz. İtiraf etmek gerekirse; Tarkovski filmlerini ön yargısız bir gözle izlemek gerçekten çok derin tatmin duyguları oluşturabilir bilinç üzerinde...
Tarkovksi ismini kullanıp methiyeler düzmek en olası karizma puanıdır her devirde, her yaratılan için. Çünkü hem manevi yaklaşım sergilemek babında, hem de görsel yeti- bilinç kombinasyonun uygulanması konusunda eline su dökmek hayli zordur bu adamın.
İsmini duymayan, duyup da filmlerini izlemeyen, filmlerini izleyip de yazılarını okumayan, yazılarını okuyup da film teoriği üzerine çalışmayan, teoriden sonra pratiğe adım atmayan ve ne yazık ki manevi anlamda bir gelişim peşinde koşmayan- Tarkovski'yi kendinde bulamayan- objektif- insan- yönetmen- sanatçı- kamera göz; bu yolun yolcusu olamaz, istese de olamaz. Bu yol biraz sırrın, tekrarlanan pişmanlığın, hüzün ve doğal getirisi gözyaşının yoludur çünkü...
Evet. Kafa çatlattıktan sonra... 43. dakikadan devam ediyoruz.
Çok kişinin gözünden kaçan bir noktayı görmekte yarar var. Sizce şu diyalog filmde rastgele söylenebilecek bir söz müdür:
- Siz de bize şaka yapmaya çalıştınız, ha bay Postacı?
- Şakadan şakaya fark vardır Doktor! (Duktoor, telaffuz ile vurgu var.)
Posta: Mail: Nebe: Peyam kökence bir alınacak olursa burada bir olağanüstü- us dışı- beş birimsiz algılamanın dışında bir olay baz alınarak, bir elçinin- haber getiricinin doğal söylemine "şaka mı bu" şeklinde sorgulama tertipleniyor! Sizce?
Bu matefizik-matik dışı, sanat dostu enteresan postacı kişilik; salt akıl birimin-reddin- inkar ve şüphenin- kendine güvenin temsili bir sol lob aktivitesi, bir alt bilinç pratiği olan doktorla sorgulanıyor. Artık siz düşünün; Mişkin'in peygamberimsi gücünü, sanatın amacını ve yönetmenin senaryo yazım dilini. Elçileri düşünün yani, insanlığa gönderilen...
Çılgın hizmetçimizi (Maria- Eve gidiyor) dışarıda görünce, bir müddet sonra eve tekrar dönüyoruz.
Şimdi; daha önceki sahne ev içinde devam ederken, uçakların geçişi ile ilgili olan sallanmayı gösteremezmiydik. Yani neden birden Maria'yı görüp, ya da plan atlayıp evi geri döndük. Maria'nın suçu değil merak etmeyin, artık yeni bir gizli sekans başlamakta, ayrıca seyirciye bir zaman- mekan yanılsaması ile farklı bir anlatının gösterileceği işaretlenmektedir.
Uçakların oluşturduğu karmaşa da bay Postacı'nın rahatlığını, ev hanımının, evde kalan hizmetçinin ve Doktor'un enteresan hareketlerini, süt dökülmesini ve süt dökülmesi için yapılan kamera yanıltmasını (teknik örnek) dikkatle inceleyin. Bu plan ile birlikte farklı bir renk ile Alex karşımıza çıkıyor. Maket ev temsiline hitaben konuşur gibi, ingilizce olarak:
- Kim yaptı bunu? Tanrılar mı? (Maket eve bakarak)
Bu metaforun temasını da artık size bırakıyorum. Yalnız bu plandan sonra göreceklerinizi hazırlayan birimlerin yalnızca Maria, savaş, insanların savaş haberi anındaki doğal hareketleri ve temiz, ak, beyaz güzelim sütün yere düşerek dağılması olduğunu düşünebiliriz. Eller günahkar, diller günahkar çünkü.
Maria'nın şefkatli yaklaşımları ile aydınlanan plan, Küçük Adam'ın aniden uyanması ve Otto ile Alex'in Adoration of the magi eseri (Jenerik) ile ilgili konuşmaları var.
- Leonardo beni hep korkutmuştur! (Otto)
Tabi korkutur, kendi gerçeklerinden kaçan insanlık için sanat bir hatırlatma, ideali manen sabitleme ve paylaşma biçimidir. Hizmetçi Maria'nın temsili; Meryem (Tablodaki Bayan)- kutsal kase, rahim, masumiyet, saflık, maneviyat ve aslında din, tamamiyle teslimiyettir.
Maria'nın "Doğum Günü" kutlaması sözüyle başlayan çılgın bir estrümental müzik hep duyuluyor ta ki kapatılana kadar, JVC aygıtından.
Neden ayna var ve neden müzik kapatılıyor. İnanılmaz bir sinema yapım sırrı var burada. Tüm dikkatleri üzerine çekiyor. Bunu iyi dinleyin; bütün zaman- mekan- algı ve mühürlenmiş zaman ayrıntıları ve Tarkovski'nin kendisi burada yatıyor. Anlayan ve hisseden için sinema yapım kaynağıdır burası. Sırdır biraz da, pek söylemez bilenler, var mı acaba bilen? ve neden söylemez...
Tarkovski seyirciyi filmden kopartmıyor. Müzik ve kurgu-ritmik olaylar silsilesi görüyoruz. Kopuk, atlamalı, alakasız ve renksiz. Geçişler, dinamik plan, statik plan sırasıyla...
Sürreal film yapısını keşfedip işte bu nokta filmin gerçek hikayesi değil diyeceğiniz anda (daha iyi bir zamanlama olduğunu düşünüyorum ve yapacağım) real yapı hemen yeniden kuruluyor. Tam işte saçmaladı, olaydan koptuk dediğiniz anda hemen size hikayeyi hatırlatıyor. (Kaplanoğlu- Yumurta- Kuyu ve Köpek Sahneleri, Adam- Balık Tutma)
Yakın plan içerisinde bir müzik çaların kapatılmasını isterseniz, ki amaç yalnızca aletin kapatılmasıdır, elleri ve düğmeyi gösterir ve kapatırsınız. Sonra yakına geçer mesela, kapatanı gösterirsiniz. İşte bu sırada kapatanın sürreal- real, yakaza- gerçek zaman, rüya- hayal, yaşam- rüya, gölge- ışık dengesi için Alex'i aleti kapatırken görür, Alex'in daha sonraki planlarda da olayların içinde varolduğunu gösterirsiniz. Kelimeler ile gerçekten zor anlatmak.
Eğer aleti kapatanın Alex olduğunu aynayla göstermeseydik; önceleri gösterilen konuyla alakasız gibi gözüken sahneleri direk rüya, hayal, sürreal bir saçmalama olarak algılayacak ve damgalayacaktık. Zaman içinde zaman dediği; mühürlenmiş zaman dediği, hem filmin kendi süresini hem de filmin sürreal süresini aynı birimmiş gibi kabullendirmektir. İyi izleyin, tüm film böyle bir kurguyla ayakta duruyor...
Bu sırrı dünyada gerçekten çok az kişi uygulamaktadır dikkat edin! Bergman ve Tarkovski kapısının anahtarı diye bahsettiği, Tarkovski'nin içerde el sallayarak gezdiği alan bu işte!!!
Savaş, sanat gibi insanları ölüme algıca yaklaştıran bir durum mudur? Savaş olacak olmasaydı ki, nükleer olması her şeyin sonu demektir, insanlar yine aynı sıradan ve bilinçsiz hayatlarını yaşamaya devam mı edeceklerdir? Ölüm ve korkusu, sanat ve yaşam. Ölümü hatırlatan bir farkındalık mıdır sanat, savaş mıdır kendisi!
Tüm ev halkı kendinden geçerken Alex herkese doğum gününü hatırlatmaktadır. Garip değil mi, laylaylom yapan ev halkı- insanlık, korkusundan masanın etrafına birlik olacak şekilde toplanmıştır. Ne oldu pastalar, gezintiler, eğlence?
- Bu benim; kişisel, yönetmence yorumumdur ki; Tarkovski bu masa sahnesinde Otto'yu bu kadar korkak halde vermemeliydi, sürreal sahnenin içinde veya real sahnenin içinde dahi olsa Otto süt sürahisi kırılmasındaki gibi, olanları tınlamaz konumda olmalıydı. Ya da süt sahnesinde de Otto'nun hafif de olsa telaşını görmeliydik.
- Montaj tekniği örneği; Tarkovski gibi yönetmenlerinde, haberin televizyondan verildiği sahnede, TV'yi göstermek için plan devamlılığı bozduğunu görebilirsiniz. Otto yer değiştiriyor. O yüzden bu tür hatalarınıza çok kızmayın.
Alex'in "Hayatı boyunca beklediği şey", filmin tümüdür. Kurbandır, yakınlıktır, fedekarlıktır, arınmaktır.
Otto'nun sarılmak istemesi ile! (Otto teslimiyeti temsil ise) evin hanımı çıldırıyor, ve ingilizce konuşmaya başlıyor. Neden sinirlenince ingilizce konuşuyor acaba! Korku insanı yaban bilgilerden, entelekt kopukluklardan ayırıyor mu acaba? Londra'yı, ana rahmini mi hatırlatıyor acaba!
Aşı olan anne, kız ve Doktor, bir de evin hizmetçisi Julia var? Julia aşı olmayı kabul etmiyor. Doktor "sen de ister misin" diyince! Bunlar da alt metinin gizli temeları...
Otto ve Alex içki keyfinde o sıralar! İlgilerini çekmeyen konular oluşuyor.
Viktor'un bir anda sesinde bir kısılma oluyor. Belki gerçekten çekim sırasında kısılmıştır, metaforik değildir. :) Alex'e aşıyı soruyor, Alex ise bu uyuşturma metaforunu içkiyle yer değiştirerek kabul etmiyor. Dışarı çıkıp düşüncelere dalıyor. Arkadan gelen seslerde ise Doktor ve Evin Kızının beraber bir yere gideceklerinden bahsediliyor!
İşte Kadın ve Tarkovski, Adam filmimdeki abla Sahnesi, itiraflar ve kurtuluş, egodan ve gururdan vazgeçme , kadın ve itaat konularını içeren bir uzun diyalog sahnesi. Telefon kesik, savaş etkisi reel olarak devam ediyor yani!
- Birisine işkence edeceksiniz, Bay Alex'e ya da bana edin. Farketmez! (Evin kadınına söylüyor)
Kadın ve Tarkovski- iki farklı kadın davranış şekilleri; hangisinin doğru yolda olduğu hakkında gizli metaforik söylemler- erkek ve Kadın işte tüm filmi Kurban ismini almaya iten nedenlerden bir tanesi. Dikkate değer planlar topluluğu...
Silah'ın doktorun çantasından Alex tarafından alınması ile devam edeceğiz...
30 Ekim 2010 Cumartesi
Tarkovski- OFFRET (KURBAN) Üzerinden Sinema Öğrenecek Olan Adama Paylaşımlar -2
Part 2 (22.33- 43 Dakika Arası)
Devam edelim efendim! Şunu belirteyim; bu yazı filmin içeriğin analizi değildir, evet şahsımca filmi analiz altına almaktayım ama; belirli bir sinematografik bileşim de kurmaya çabalıyorum. Yani filmin benim tarafımdan algılanan yorumlarından çok filmin sekansları arasındaki uyumu yakalamak gerekmektedir. Bu fikirler yeni bir film yapmaya çalışan arkadaşıma çok daha yararlı olacaktır.
Alex'in Victor'dan aldığı kitap ile başlıyor sahnemiz. Yönetmen yeniden bir fikir yumağını gösterilen resimler arasında sunmaya devam ediyor. "Dua, ne kadar saf ve çocuksu bir masumiyet" gibi yorumlar duyuyoruz.
Keza bu yönetmen fikrinin temel ışığı şudur: Belirli bir yapıyı, bir eseri, bir yazıyı ilk okumanız sırasında kendinize kattığınız bilgi taklit temellidir. Nasıl ki; sinema öğrenmek isteyen arkadaşımın sinema tarihini bilmeden," Devrim Sineması, Avangard Sinema, Dışavurum Sineması, Klasik Akım" gibi temel öğeleri işlemeden yola çıkması vahim olacaksa da; ilk başlangıçlar her zaman insanı kendine yakın bir öğretiyi taklit etmeye sürükler. Mesela; Eisenstein'in montaj teorisi üzerinde çalışmalarım sırasında 3-4 aylık bir süreç boyunca, farkında olmadan da olsa, tüm sinema ilgili yazı ve konuşmalarımda bu teorinin taklidini, en azından kanımca taklidini yapmış oluyor olduğumu gördüm. Yani ilk okuma, ilk değerlendirme ve bunu aktarma işi işin en kaba kısmıdır. Eğer gelişme isteği ve ilgi devam ederse; bir zaman sonra o ilgili kişiyi sinema tarihi ayrıntılarından çok, kendi fikirlerin orijanliğini ararken görürüz. Görmeliyiz de...
Bilgi alınır, uyarlanır, saflaştırmaya çalışılır ve arıtılır. İşte filmdeki saflık, çocuksu masumiyet budur.
En güzel örnekle: Montaj pratiği üzerine ders alan arkadaşımın tüm filmleri plan plan görmesi ve filmden sonra yorumunu buna göre yapması işte bu yüzdendir. Asıl makul yorum teknik ve içerik olarak sinema teorisi, kamera tekniği, ışık tekniği, montaj teori ve pratiği elementlerinin bir potada eritilmesi ve artık plan plan değil de bir bütün içinde değerlendirilen bir yapıya dönüşmesidir.
Buradaki saflık mefhumu; işte bu çoğu şeyi bilen, bunun farkındalık ile kendinde geliştiren ve bu farkındalığın gücü sebebiyle tüm esersel gelişimi yorumsuz olarak takip edip, makul bir yorumlamaya tabi tutanın sahip olduğu değerdir.
Resimlerin genellikle din figürleri içermesi ve resim sanatının Tarkovski için önemini yeniden görmüş olduk.
"Hiç hayatını boşa geçirdiğini düşündün mü?" diye bir soru ile pencere kenarından devam ediyoruz (Victor). Aslında bu soruyu soran birisinin kendi yorumlarını da eklemesi gerektiği aşikardır. Ama yönetmen tarafından minimal öykünün tek bir karaktere sunulması söz konusu olduğu için Alex bu soru hakkındaki düşüncelerini söylemeye başlar.
Alex; bu durum sorusuna karşın daha önce kendini bir takım sorgulamalara tabi tuttuğunu ama küçük çocuk (sessiz çocuk) doğduğu zaman bunları bir kenara koyduğunu söylüyor. Ama çocuk büyüyünce yeniden yavaşça aynı şeyleri sorgulamaya başladığını belirtiyor.
Burada, günlük hayatta insanı bağımlı kılacak öğeler sunulmakta. Kadın, çocuk, eşya ve diğer güç öğeleri kısacası bağımlılıklar anlatılmakta. Filmin tümünün bu bağımlık öğelerinden kurtulmak ile ilgili olduğunu söylesek abartmış olmayız sanırım. Mesela bu eğer manevi bir açılım içinde yerine koyulursa; masivadan (Allah dışında her şey) kurtulmak veya ona bağlı olmak ile birşey. Murid (irade gösteren) salik (seyr-ü sülük yolunda) tasavvufi yöntem bilimde kendini bağımlı kılacak her şeyden şuur boyutunda kurtulmak için bir takım çalışmalar yapar. (Uzlet burada önemlidir, Gandhi örneğindeki gibi)
Şimdi artık Alex karakteri fazlasıyla öne çıkmaya başlamıştır. Bakalım yönetmen ne tür bir bağımlılık yönteminden bahsedecektir.
Sinema pratiği değerlendirmesi olarak bu pencere başındaki sahneyi; mizansen kurulumu olarak iyi ele almalıyız. Victor ve Alex konuşuyor, Victor'un oturduğu yerin karşısına Alex konuşma ritmi ile birlikte (konuşmanın içe dönük kısımlarında) oturuyor. Evin kızı gelip etrafta dolaşmaya başlıyor. Bu sırada Alex'in eski bir tiyatro oyuncusu olduğunu öğreniyoruz. Richardcılar ve Budalacılar yeniden tabirleniyor. Evin kızı bu oyunları hatırladığını söylüyor.
Bu noktada yönetmenin bir diyalog bütününü devam ettirmek için; kızı neden sabit olan plana soktuğunu keşfediyoruz. Victor bu konuda devam etmiş olsa eğer; o zaman fazlaca bir zorlama olduğu görülecekti.
Gizli bir ayrıntı olarak ise daha sonra da örneklerini göreceğimiz Victor arkadaşımızın evin kadınını görünce ayağa kalkması önemlidir. Dikkat buyuralım bu noktaya. Saygı duruşu olarak mı değerlendirmek gerekecek bunu.
Kadının başarıyı sevmesi ve Alex ile bu yüzden evlenmesi ortaya çıkıyor repliklerden. Alex'de yine bu durumu açıklamaya başlıyor. Burada bir "her şeyi bırakmak" meselesi var ki işin özü burada. Çünkü kadın bir başarı ve güç simgesi olan tiyatrocu Alex ile evlenmişti.
Sahne kurulumu olarak incelediğimizde evin kızını biraz önce sandalye çekip oturdu yerde, Victor'u başka bir yerde, Alex'i de kızı örtecek şekilde ayakta görüyoruz. Lütfen oyunculuklara dikkat edelim. Lakin söz olmadan, repliksiz bir şekilde oyun devamlılığı nasıl sağlanıyor. Evin kadınına iyice dikkat edelim. Sahne aşağıda...
Alex budala oyunundan sonra tiyatroyu bırakıyor. Bunun nedeni de oyun karakterine olan samimiyeti.
Oyuncu kimliğinin rölünün içerisinde erimesi. Budala rölünde acz faktörünü ortaya çıkartacak bir adam için gerçekten de ne zor bir şeydir. Budala hem başroldür, hem acz, acaba başrol olmanın yüksek egosal tatmini budala gibi oyun karakteri içerisinde eriyebilir mi. Ne kadar zor bir oyun değil mi? Yani burada bir nevi "ol" ma söz konusu. Bilinçli bir saklanma söz konusu.
Alex de bu işi yapamadığını söylüyor tabi, ve ayrılıyor tiyatrodan. Burada bir kadınsılıktan bahsediliyor. Günahı çağrıştıran bir şeyler vardı diyor bu oyunda...
Şimdi işte kadın, ego, erkek denklemine gelmiş bulunuyoruz. Müthiş ve zor anlaşılan bir denklem. Yaşanıp bulunması gereken bir nokta. Tarkovskiye gerici sıfatını yükleyen denklem. Ropörtajların bir tanesi (Şiirsel Sinema Kitabı) sırf bu konuyla ilgili. Okumanızı tavsiye ederim.
Bu konuda Adam filmimde ben de bir cümle kullanmıştım yorum yapmadan yazıp geçeyim. "Kadın sevginin varlığıdır, bilginin değil"
Evin kadını da konumuza denk gelen bir yorumla konuyu devam ettiriyor.
Kadın eleştirilere, hep aynı sözleri söylemeye ve argo tabiri ile kafa şişirmeye devam ediyor. Ne kadar sürdü bu diyolaglar kim bilir ve kadardır sürüyor.
Otto'nun gelmesi sırasında Victor'un bu ülkeden gideceğini duyuyoruz. Lakin pencere kenarında duran Julia (Evin kızı)'nın yanındaki dolap kapısından birisi aniden açılıyor.
Victorun konuşmasıyla Julia'ya dönülmesi gizli bir ilişkinin işareti olabilir. Ayrıca rüzgar ile açılan dolap kapısı bir ayrılık simgelemi olabilir.
Yönetim sırasında bazı kontrol dışı şeyler olabilir ve siz bunun olmasına engel olmazsınız, belki planladığınızdan daha iyi planı ortaya çıkartırlar, lakin bu sahne öyle değil. Çünkü kadrajın sol altta kalan kısmında dolabın alt kısmı görünmüyor. Bu da çekim sırasında birinin alttan dolabı ittirdiğini gösteriyor.
Buraya yüklenebilecek anlamlar; yanlızca görüntü biriminin kullanılmasının örneklenmesi amacını temsil etmelidir...
Tüm hediyeler entelekt kimselerden, entelekt bir kişiye geliyor. Doğal olarak konuşmalar da üst düzey bilgi birikimlerini sergiliyor dikkat ederseniz.
Hediye ve fedekarlık ile ilgili söylemler oluyor. Dediğimiz üzere bir hediyenin kavram olarak yerine oturabilmesi için, bir fedekarlık sonucu oluşması gerekmekte. Hediyenin değeri de yapılan fedakarlığa oranla değerleniyor tabii. Sigara da nasibini alıyor diyologlardan... Otto'nun eski bir tarih öğretmeni olduğunu duyuyoruz.
Gizli bir yükleme de olsa Alex'in karısının haritaya yiyecek gibi dikkatli bakan kocasına yaptığı kur; tüm hayatını kendine harcayan ve ihmal dolu bir adamın karısıyla olan ilişkisini de ortaya sunuyor.
Maria eve gitmek için izin istemek üzere odaya geliyor. Evin hanımı emir üzerine emir ile karakterini betimliyor. Tatminsizlik söz konusu... Maria'yı yakın planda görüyoruz, ilerde karşımıza çıkacağını betimleyerek. Otto'nun komşusu olan Maria'yı betimlemesiyle, Alex'in Maria hakkındaki yorumunu duyuyoruz. "Çok tuhaf bir kadın" Evin Kadını da ekliyor: Bazen ondan korkuyorum"
Neden korkuyor. Manevi bilinçle bakan insan için önemli bir korku bu...
Gerçek, zaman ve Hamam Böceği örneği ile anlatılıyor. Evin Hanımı hamam böceğini duyunca hemen ürküyor. Konu ile alakasızlığını belirtiyor. Sözlerde "Hamam böceği bir tabağın etrafında dönüp dolaşıyor ve amacı olarakta ileri gittiğini düşünüyor." Bu da mekan- zaman duyumu ile ilgili bir fikir ve hamam böceği ile anlatılarak bir dayatma olmaktan çıkartılıyor. Hamam böceğinin ne düşündüğünü siz ne bilirsiniz? diyor Victor. "Bu belki bir rivayettir." Otto da "Olabilir, olabilir" diye tiye alır bir şekilde cevap veriyor. Haritayı taşımaya devam ediyorlar...
Tarkovski burada alt metin olarak; en temel sorulara ben, tanrı, yaratılış gibi kavramların özünden hareketle, felsefik- salt akıl yaklaşımları sunan kişileri "Olabilir, olabilir" diyerek; tamam sizinle konuşmuyorum, dediğiniz doğrudur mantıklı bir savuşturmaya itiyor. Anlamıyorsunuz çünkü...
Küçük Adamı aramaya çıkıyor Alex, kimse nerde olduğunu bilmiyor çünkü. Ottoya gelen sorulara dönüyoruz. Otto'da biraz önceki "Olabilir" ile bağlantılı olarak bir asker annesinin, asker ile ilgili akıl almaz hikayesini anlatıyor.
Bu sekansta; mizansen kurulumuna dikkat etmek gerekir. Otto çok hareketli bir şekilde hikaye anlatıyor çünkü. İsteksizce, anlayamayacaklarını düşünerek. Evin hanımı da küçük oğlunun kaybolması gerilimiyle hikayedeki anneyi eleştirmeye başlıyor ve aslında, ayrıntılarla ilgili konuşmaktan geneli nasıl da göz ardı ettiğini yakalıyoruz bir bayan figürü olarak.
Hikayenin bitimiyle o önemli çığlık sesi yeniden geliyor. Sürreal bir yapı bizi bekliyor demektir. Otto birden şaka gibi yere düşüyor. Nedenini ise farklı alemlerden yaratıklara bağlıyor. Tabii o kadar komik ki düşüşü; sürreal olan bir gerçeği! anlatması ve inandırması zor evdekilere. Şaka olarak algılıyorlar. Bu düşüşün de Otto'nun "hepimiz aslında körüz" cümlesinden sonra olması olayı şaka realitesine götürüyor.
Adam filmimdeki balık tutma sahnesi gibi; bu sahnenin bu filmin reel bir öğesi olup, olmadığını kanıtlayamazsanız. Yanlızca bir tercih yaparsınız!
Alın işte size "OLABİLİR"...
Devam edelim efendim! Şunu belirteyim; bu yazı filmin içeriğin analizi değildir, evet şahsımca filmi analiz altına almaktayım ama; belirli bir sinematografik bileşim de kurmaya çabalıyorum. Yani filmin benim tarafımdan algılanan yorumlarından çok filmin sekansları arasındaki uyumu yakalamak gerekmektedir. Bu fikirler yeni bir film yapmaya çalışan arkadaşıma çok daha yararlı olacaktır.
Alex'in Victor'dan aldığı kitap ile başlıyor sahnemiz. Yönetmen yeniden bir fikir yumağını gösterilen resimler arasında sunmaya devam ediyor. "Dua, ne kadar saf ve çocuksu bir masumiyet" gibi yorumlar duyuyoruz.
Keza bu yönetmen fikrinin temel ışığı şudur: Belirli bir yapıyı, bir eseri, bir yazıyı ilk okumanız sırasında kendinize kattığınız bilgi taklit temellidir. Nasıl ki; sinema öğrenmek isteyen arkadaşımın sinema tarihini bilmeden," Devrim Sineması, Avangard Sinema, Dışavurum Sineması, Klasik Akım" gibi temel öğeleri işlemeden yola çıkması vahim olacaksa da; ilk başlangıçlar her zaman insanı kendine yakın bir öğretiyi taklit etmeye sürükler. Mesela; Eisenstein'in montaj teorisi üzerinde çalışmalarım sırasında 3-4 aylık bir süreç boyunca, farkında olmadan da olsa, tüm sinema ilgili yazı ve konuşmalarımda bu teorinin taklidini, en azından kanımca taklidini yapmış oluyor olduğumu gördüm. Yani ilk okuma, ilk değerlendirme ve bunu aktarma işi işin en kaba kısmıdır. Eğer gelişme isteği ve ilgi devam ederse; bir zaman sonra o ilgili kişiyi sinema tarihi ayrıntılarından çok, kendi fikirlerin orijanliğini ararken görürüz. Görmeliyiz de...
Bilgi alınır, uyarlanır, saflaştırmaya çalışılır ve arıtılır. İşte filmdeki saflık, çocuksu masumiyet budur.
En güzel örnekle: Montaj pratiği üzerine ders alan arkadaşımın tüm filmleri plan plan görmesi ve filmden sonra yorumunu buna göre yapması işte bu yüzdendir. Asıl makul yorum teknik ve içerik olarak sinema teorisi, kamera tekniği, ışık tekniği, montaj teori ve pratiği elementlerinin bir potada eritilmesi ve artık plan plan değil de bir bütün içinde değerlendirilen bir yapıya dönüşmesidir.
Buradaki saflık mefhumu; işte bu çoğu şeyi bilen, bunun farkındalık ile kendinde geliştiren ve bu farkındalığın gücü sebebiyle tüm esersel gelişimi yorumsuz olarak takip edip, makul bir yorumlamaya tabi tutanın sahip olduğu değerdir.
Resimlerin genellikle din figürleri içermesi ve resim sanatının Tarkovski için önemini yeniden görmüş olduk.
"Hiç hayatını boşa geçirdiğini düşündün mü?" diye bir soru ile pencere kenarından devam ediyoruz (Victor). Aslında bu soruyu soran birisinin kendi yorumlarını da eklemesi gerektiği aşikardır. Ama yönetmen tarafından minimal öykünün tek bir karaktere sunulması söz konusu olduğu için Alex bu soru hakkındaki düşüncelerini söylemeye başlar.
Alex; bu durum sorusuna karşın daha önce kendini bir takım sorgulamalara tabi tuttuğunu ama küçük çocuk (sessiz çocuk) doğduğu zaman bunları bir kenara koyduğunu söylüyor. Ama çocuk büyüyünce yeniden yavaşça aynı şeyleri sorgulamaya başladığını belirtiyor.
Burada, günlük hayatta insanı bağımlı kılacak öğeler sunulmakta. Kadın, çocuk, eşya ve diğer güç öğeleri kısacası bağımlılıklar anlatılmakta. Filmin tümünün bu bağımlık öğelerinden kurtulmak ile ilgili olduğunu söylesek abartmış olmayız sanırım. Mesela bu eğer manevi bir açılım içinde yerine koyulursa; masivadan (Allah dışında her şey) kurtulmak veya ona bağlı olmak ile birşey. Murid (irade gösteren) salik (seyr-ü sülük yolunda) tasavvufi yöntem bilimde kendini bağımlı kılacak her şeyden şuur boyutunda kurtulmak için bir takım çalışmalar yapar. (Uzlet burada önemlidir, Gandhi örneğindeki gibi)
Şimdi artık Alex karakteri fazlasıyla öne çıkmaya başlamıştır. Bakalım yönetmen ne tür bir bağımlılık yönteminden bahsedecektir.
Sinema pratiği değerlendirmesi olarak bu pencere başındaki sahneyi; mizansen kurulumu olarak iyi ele almalıyız. Victor ve Alex konuşuyor, Victor'un oturduğu yerin karşısına Alex konuşma ritmi ile birlikte (konuşmanın içe dönük kısımlarında) oturuyor. Evin kızı gelip etrafta dolaşmaya başlıyor. Bu sırada Alex'in eski bir tiyatro oyuncusu olduğunu öğreniyoruz. Richardcılar ve Budalacılar yeniden tabirleniyor. Evin kızı bu oyunları hatırladığını söylüyor.
Bu noktada yönetmenin bir diyalog bütününü devam ettirmek için; kızı neden sabit olan plana soktuğunu keşfediyoruz. Victor bu konuda devam etmiş olsa eğer; o zaman fazlaca bir zorlama olduğu görülecekti.
Gizli bir ayrıntı olarak ise daha sonra da örneklerini göreceğimiz Victor arkadaşımızın evin kadınını görünce ayağa kalkması önemlidir. Dikkat buyuralım bu noktaya. Saygı duruşu olarak mı değerlendirmek gerekecek bunu.
Kadının başarıyı sevmesi ve Alex ile bu yüzden evlenmesi ortaya çıkıyor repliklerden. Alex'de yine bu durumu açıklamaya başlıyor. Burada bir "her şeyi bırakmak" meselesi var ki işin özü burada. Çünkü kadın bir başarı ve güç simgesi olan tiyatrocu Alex ile evlenmişti.
Sahne kurulumu olarak incelediğimizde evin kızını biraz önce sandalye çekip oturdu yerde, Victor'u başka bir yerde, Alex'i de kızı örtecek şekilde ayakta görüyoruz. Lütfen oyunculuklara dikkat edelim. Lakin söz olmadan, repliksiz bir şekilde oyun devamlılığı nasıl sağlanıyor. Evin kadınına iyice dikkat edelim. Sahne aşağıda...
Alex budala oyunundan sonra tiyatroyu bırakıyor. Bunun nedeni de oyun karakterine olan samimiyeti.
Oyuncu kimliğinin rölünün içerisinde erimesi. Budala rölünde acz faktörünü ortaya çıkartacak bir adam için gerçekten de ne zor bir şeydir. Budala hem başroldür, hem acz, acaba başrol olmanın yüksek egosal tatmini budala gibi oyun karakteri içerisinde eriyebilir mi. Ne kadar zor bir oyun değil mi? Yani burada bir nevi "ol" ma söz konusu. Bilinçli bir saklanma söz konusu.
Alex de bu işi yapamadığını söylüyor tabi, ve ayrılıyor tiyatrodan. Burada bir kadınsılıktan bahsediliyor. Günahı çağrıştıran bir şeyler vardı diyor bu oyunda...
Şimdi işte kadın, ego, erkek denklemine gelmiş bulunuyoruz. Müthiş ve zor anlaşılan bir denklem. Yaşanıp bulunması gereken bir nokta. Tarkovskiye gerici sıfatını yükleyen denklem. Ropörtajların bir tanesi (Şiirsel Sinema Kitabı) sırf bu konuyla ilgili. Okumanızı tavsiye ederim.
Bu konuda Adam filmimde ben de bir cümle kullanmıştım yorum yapmadan yazıp geçeyim. "Kadın sevginin varlığıdır, bilginin değil"
Evin kadını da konumuza denk gelen bir yorumla konuyu devam ettiriyor.
Hemen küçük bir planla iki hizmetçiyi görüyoruz. Maria (Evin Hizmetçisi) ki önemli figürümüz; "Adamcağızı öldürecek" gibi arada sözlere karışan bir söz söylüyor. Diğer hizmetçi kaçıp gidiyor ve Maria kadrajımızda karşımızda kalıyor. Maria önemini gösterecek ilerlerde...
Kadın eleştirilere, hep aynı sözleri söylemeye ve argo tabiri ile kafa şişirmeye devam ediyor. Ne kadar sürdü bu diyolaglar kim bilir ve kadardır sürüyor.
Otto'nun gelmesi sırasında Victor'un bu ülkeden gideceğini duyuyoruz. Lakin pencere kenarında duran Julia (Evin kızı)'nın yanındaki dolap kapısından birisi aniden açılıyor.
Victorun konuşmasıyla Julia'ya dönülmesi gizli bir ilişkinin işareti olabilir. Ayrıca rüzgar ile açılan dolap kapısı bir ayrılık simgelemi olabilir.
Yönetim sırasında bazı kontrol dışı şeyler olabilir ve siz bunun olmasına engel olmazsınız, belki planladığınızdan daha iyi planı ortaya çıkartırlar, lakin bu sahne öyle değil. Çünkü kadrajın sol altta kalan kısmında dolabın alt kısmı görünmüyor. Bu da çekim sırasında birinin alttan dolabı ittirdiğini gösteriyor.
Buraya yüklenebilecek anlamlar; yanlızca görüntü biriminin kullanılmasının örneklenmesi amacını temsil etmelidir...
Tüm hediyeler entelekt kimselerden, entelekt bir kişiye geliyor. Doğal olarak konuşmalar da üst düzey bilgi birikimlerini sergiliyor dikkat ederseniz.
Hediye ve fedekarlık ile ilgili söylemler oluyor. Dediğimiz üzere bir hediyenin kavram olarak yerine oturabilmesi için, bir fedekarlık sonucu oluşması gerekmekte. Hediyenin değeri de yapılan fedakarlığa oranla değerleniyor tabii. Sigara da nasibini alıyor diyologlardan... Otto'nun eski bir tarih öğretmeni olduğunu duyuyoruz.
Gizli bir yükleme de olsa Alex'in karısının haritaya yiyecek gibi dikkatli bakan kocasına yaptığı kur; tüm hayatını kendine harcayan ve ihmal dolu bir adamın karısıyla olan ilişkisini de ortaya sunuyor.
Maria eve gitmek için izin istemek üzere odaya geliyor. Evin hanımı emir üzerine emir ile karakterini betimliyor. Tatminsizlik söz konusu... Maria'yı yakın planda görüyoruz, ilerde karşımıza çıkacağını betimleyerek. Otto'nun komşusu olan Maria'yı betimlemesiyle, Alex'in Maria hakkındaki yorumunu duyuyoruz. "Çok tuhaf bir kadın" Evin Kadını da ekliyor: Bazen ondan korkuyorum"
Neden korkuyor. Manevi bilinçle bakan insan için önemli bir korku bu...
Victor ile evin kadınının bakıştığı bir plan var arada. Arkada gerçek ile ilgili konuşuluyor. Avrupa'nın eski haliyle ilgili diyolaglar var. Yorum sizlerin...
Tarkovski burada alt metin olarak; en temel sorulara ben, tanrı, yaratılış gibi kavramların özünden hareketle, felsefik- salt akıl yaklaşımları sunan kişileri "Olabilir, olabilir" diyerek; tamam sizinle konuşmuyorum, dediğiniz doğrudur mantıklı bir savuşturmaya itiyor. Anlamıyorsunuz çünkü...
Küçük Adamı aramaya çıkıyor Alex, kimse nerde olduğunu bilmiyor çünkü. Ottoya gelen sorulara dönüyoruz. Otto'da biraz önceki "Olabilir" ile bağlantılı olarak bir asker annesinin, asker ile ilgili akıl almaz hikayesini anlatıyor.
Bu sekansta; mizansen kurulumuna dikkat etmek gerekir. Otto çok hareketli bir şekilde hikaye anlatıyor çünkü. İsteksizce, anlayamayacaklarını düşünerek. Evin hanımı da küçük oğlunun kaybolması gerilimiyle hikayedeki anneyi eleştirmeye başlıyor ve aslında, ayrıntılarla ilgili konuşmaktan geneli nasıl da göz ardı ettiğini yakalıyoruz bir bayan figürü olarak.
Hikayenin bitimiyle o önemli çığlık sesi yeniden geliyor. Sürreal bir yapı bizi bekliyor demektir. Otto birden şaka gibi yere düşüyor. Nedenini ise farklı alemlerden yaratıklara bağlıyor. Tabii o kadar komik ki düşüşü; sürreal olan bir gerçeği! anlatması ve inandırması zor evdekilere. Şaka olarak algılıyorlar. Bu düşüşün de Otto'nun "hepimiz aslında körüz" cümlesinden sonra olması olayı şaka realitesine götürüyor.
Adam filmimdeki balık tutma sahnesi gibi; bu sahnenin bu filmin reel bir öğesi olup, olmadığını kanıtlayamazsanız. Yanlızca bir tercih yaparsınız!
Alın işte size "OLABİLİR"...
29 Ekim 2010 Cuma
Tarkovski- OFFRET (KURBAN) Üzerinden Sinema Öğrenecek Olan Adama Paylaşımlar -1
Kanımca Tarkovski sinema sanatının en önemli ismidir. Maneviyata bilinçle açmış olduğu penceresi ve geliştirdiği görsel yeteneği ile sinemada önü kapanamayan, her zaman daha iyisine açık bir altyapı kurduğunu ve bunu daima geliştirmeye çabaladığını eserlerinden rahatça farkedebiliriz. En önemlisi Tarkovski kendi benliğinin ötesinde, - bir anlamda üstünde- bir varlığının ve bu varlık sayesinde hayat bulan varlıkların varlığına inanıyordu. Sanat; bu örnekle de bilinmelidir ki; sanata inanan kişinin; inandığı şeyler için olan fedakarlığıdır. İnanç; yönetmeni kendi kısır döngüsünün içinden çıkartıp, hem teknik hem de içerik olarak zenginleşmesine olanak sağlar.
Bu bahislerden sonra Offret (Kurban) filmiyle, sinema öğrenme çabasındaki arkadaşlara bir Offret haritası çıkartacağız. Bu filmin vasıtasıyla, film içindeki sinema argümanlarının ne derece önem teşkil ettiğine değinecek, doruk noktada gördüğüm sanatçının kendi yol haritasına göz atacak ve eserlerimizi oluşturmadan önce kullanabileceğimiz bir yapı hazırlayacağız.
Hayır Ola...
Sekanslar ve önemli gördüğüm ayrıntıları anlatacağım ve belki de bu yazı Offret hakkında yazılmış en kapsamlı yazı olarak tarih sayfalarında yerini alacaktır.
Kısa bir açılış yapalım:
Tarkovski son filmi Offret ile birlikte kanser hastalığı vesilesiyle alemini değiştiriyor. (1986) 1932 doğumlu kendisi. İlk kısa filmi "Ubiytsy'i (Katiller)" 24 yaşında iki arkadaşı ile birlikte yönetiyor. Sonra 26 yaşında "Bugün Mevzilerimizi Terkedeyemeyeceğiz (Segodnya uvolneniya ne budet)" adlı VGIK'ın 40. Yıldönümü (En eski sinema okulu) için A.Gordon'la birlikte bir orta metraj çekiyor. Sonra okulun son senesinde 28 yaşında mezuniyet filmini "(Keman ve Silindir- Katok I Skripka )" çekiyor. Ve ilk uzun metrajını 30 yaşında "Ivan'ın Çocukluğu" ile başlatıyor.
34 yaşında "Andrei Rublev", 40 yaşında "Solaris", 43 yaşında "Ayna", 47 yaşında "Stalker (İz Sürücü)", 51 yaşında "Nostalji" bu arada bir de belgesel "Tempo Di Viaggio " ve en son 54 yaşında "Offret" ile hem hayata hem de film çekmeye gözlerini yumuyor.
Bir sinema öğrencisi için filmlerin analizinin dışında örneklenen yönetmenin hayat adımlarını da takip etmek zorunlu olmalıdır. O yüzden hangi yaşlarda hangi filmleri çektiğini ve hangi zaman aralıklarında hangi şeylerle meşgul olduğunu da bilmek bize kendimizi oto-kontrol etmek için olanak sağlayacaktır.
Son filmini bir doruk noktası seçiyor ve ona göre yol haritamızı çıkartıyoruz.
OFFRET ( KURBAN)
Jenerik: Önce müzik (Bach- Matthäus-Passion) ardından Leonardo'nun bir eseri ve akan yazılar.
Burada dikkati çeken ayrıntının Tarkovski'nin hayatı boyunca ilgisini eksik etmediği müzik ve resim sanatı olduğunu söyleyebiliriz.
Müzik ulaştığı dolayımsızlık ile (yani herhangi bir sanat aracının; sanat eseri ile kuralacak bağlantının arasına girmemesi) sinema için önemli bir araç olduğunu gösteriyor. Sinema da kullanılacak bir araç olmasından bahsetmiyorum, bir sinema eseri ortaya koymadan önce geliştirilebilecek farkındalıktan bahsediyorum. Müzik; tek başına sinemadan ayrı bir sanattır ve filmde görüldüğü üzere jenerik sekansı dışında salt olarak kullanılmayarak müzik ile sinemanın saf ayrımı yönetmen tarafından tekrarlanmıştır.
Müzik, bir sinema fikrinin başlangıcı -sanki ruh ile kurulan direkt bağlantı gibi- için ilham kaynağı olması ve bütün bir eser olarak da sanatın dolayımsızlığını ön plana çıkartarak, sanatın gayesini apaçık ortaya koyması yönünden incelenmelidir. Sinema öğrencisi için bu önemli bir hedef noktasıdır.
Bu jenerikte kullanılan resim ve müzik bir kanalize bağlantıyı da ön plana çıkartmaktadır. Yani jenerik sekansı da, bu uygulama ile filmin bütününe, filmden farklı değilmiş gibi monte edilmiş olur.
Resim Leonardo'nun Adoration of the Magi eseridir. "Büyücüye tapınma", film çevirisinde "Üç Kralın Tapınışı" olarak çevirilmiştir. Aşağıda resim görüldüğü üzere, diğer olası yorumları bilinç öğelerinize bırakıyorum, bu resim Meryem ve İsa modülüne ve ona içsel bir secde gösteren kişilerle ilgilidir.
- Trier'in Deccal (AntiChrist) (Tarkovski'ye ithafen) için Tarkovski bağlantısı kurması ve oradaki üç kral temsili nereye işaret etmektedir bu da gören göz için önemlidir.
Burada sinemacı arkadaşıma gereken şey; has resim sanatı eserlerinin hem görsel kompozisyon, hem öğe yerleşimi ve mizansen kurma, hem de persfektif oluşturma için ne kadar önemli bir yer teşkil ettiği bilgisidir. İyi düşünülürse sinema pat diye yukarıdaki bir gezedenden düşen bir sanat değildir. Olgunlaşması için resim, kopyalama resim, fotoğraf gibi öğeler ile bağlantı kurmuştur.
Yani kısaca iyi bir fotoğrafçı ya da sinema eseri yönetmeni için; kendine has bir deneyim süreci yakaladığı ressamlar ile kurduğu bağlantı sayesinde görsel yeteneğini çok iyi bir şekilde geliştirme aracı yakalaması söz konusudur.
Resimlerin, has resimlerin, mizansen kurulumları, oyuncu (figür) yerleşimleri, ışık ve efektif öğelerin etkileri ve kadraj (çerçeve) kurma mekanizmaları kesinlikle incelenmeli ve uygulanabilir, yöntemsel bir teknik ile geliştirilmiş bir bilinç düzeyi yakalanması sağlanmalıdır.
EVET...
İlk Sekans: Genel planda ağaç dikmekle uğraşan yaşlı bir adam görüyoruz. Oğlunu yardım etmesi için yanına çağırıyor. Kamera genel planda kalmakta ısrarcı. Çocuk gelirken adamın bir keşiş ile ilgili anlattığı hikayeyi dinliyoruz. Hikaye sırasında sağa doğru (track) kaydırma görüyoruz. Track hareketi; objektif noktanın sabitken, nesne uzaklığının açısal olarak değişmesini sağlar. Kamera sağa doğru hafif hafif genişleyerek, soldan gelecek postacının geliş açısını genişletiyor. Bu iyi bir açılım; çünkü kamera olduğu yerde mizansenin kurulumuna devam edebilecek bir genişleme sağlıyor. Tarkovski de az plan çok iş mantığında, film içinde genel havayı oluşturacak bir konuşmanın haberciliğini yapıyor. Genel plan tekniği; kendi orijini itibariyle, alan derinliğini taşıyarak sinemacıya ön hazırlık için imkan sağlar. Alan derinliği simgelenen objenin, arkası ve önü itibariyle focus (net)unu kontrol eder. Genel planda geniş açılı objektifler (5-50mm odak uzaklığı) her yeriyle net bir çerçeve kurmaya, ayrıca öznel anlatımın da genel havasıyla nakledilmesine yarar sağlar.
Postacı gelmeden önce yaşlı amcamız sistemli davranışlardan ve bunun bir ibadete dönmesinden bahsediyor. Yönetmen ağaç ekme işine paralel olarak, filmde dünyevi ve manevi dizaynın kurulumu ile ilgili kendi düşüncelerini anlatmaya başlıyor. Burasının izahı size kalmış bir açılım tabii.
Yalnız dikkat çeken nokta şu ki; bu başlangıç ile seyirci filmin tüm havasını sembolize edebilecek bir anahtar sahibi oluyor. Bu yaşlı amca entelektüel bir geçmişe ve sistem hakkında kendine has elementlere sahip.
Amcanın doğum günü. Demek ki daha fazla kişinin de hikayeye girdiğini göreceğiz. Doğum gününe gelecekler...
Postacı geliyor ve bir mektup getiriyor. Amcamız gözlüğünü evde bırakmış. Gözlük unutulması olayı ile sesli bir şekilde bizim de dinlememiz gereken yazılar okunuyor. Yazılar Dostoyevski'nin kahramanı ve Richard' (Aslan Yürekli) tan bahsediyor.
Richardcılar ve budalacılar yazıyor. Bu da kişisel bir fikir aktarımı. Tarkovski'nin güç ve acizlik hakkında her zaman yaptığı yorumlar gibi. Gücün yanında olanlar ve güçsüzlüğü temsil edenler. Richard güç ise Mişkin aczdir. Bu durumda mektubu yazan adamdan (Richard), mektubun sahibi amca yaşlıya ( Budala) selam geliyor. Budalayla; Dostoyevski eseriyle bağlantılı olarak, kendini, benini, egosunu üstün bir hizmet ile feda eden, kendinden ve dünyasından dışardan bakılınca bir hiç uğruna vazgeçen yapıyı görüyoruz. Güç; elinde olanlarla beslenen yapıyı, acz ise bağıntı haline almamış sahipliğin, benliksiz yapısını temsil ediyor. Filmin ilerleyen kısımlarında daha da açık olarak bu noktayı keşfedeceğiz.
Çocuk, yaşlı amca ve postacı hareketiyle kamera sola track yapmaya başlıyor ve bu boşluğu, bu devinimi doldurucu postacı diyologları devreye giriyor. Amcanın geçmişinden bahsediliyor ve aslında postacının, genel bir postacı olmadığı gösteriliyor. Entelekt bir yapıya sahip...
Konuşmalarda Niçe (Nietchze) ve karşılıksız harekette devreye giriyor. Niçe devreye girerse ağzından konuşan Zerdüşt'te devreye girecektir ve tabi cüce de...
Karşılık beklenilmeden yapılan hareket nedir. Bu Tarkovski'nin sinema hayatı simgelemi, ya da insanlığa bir hediye olabilir mi. Hediye olması için çünkü; üst düzey fedakarlık ve hediye olanın kendinden kopmasına izin vermek ve bunu gönül huzuru ile yapmak gerekiyor.
İlk giriş konuşması sistem di, sistemli yapılan hareketler (suyu tuvalete dökmek, üç sene boyunca), ikinci konuşma temeli ise bu hareketin "tuvalatten büyüyecek bir çiçeği beklememek olduğu". Yani ilk hareketi ibadete ayine bağlayan bir yapı ve ardından yapılacak ibadeti karşılık beklemeden, bir mertebe hayaliyle koşmadan yapabilmekten bahsediliyor... Doğu bilgeliği, kadim bilgelik değil mi? Şüphesiz tüm kadim öğretiler bu sistemi değerlendirmektedir. Mesela (Anadolu Öğretisi) İlm-i Ledün; ilk önce sistemli bir şekilde dünyevi menfaatleri kenara bırakmak(Terk-i Dünya), sonra da bu faaliyetleri yerine getirirken bir ünvan peşinde koşmamak temellidir. (Terk-i Ukba- Akibetini, Olurundan Geleni Terk). Bir de Terk-i Terk var ki onu da Tasavvuf temelli yazılarımıza saklayalım.
Umut (sevinç), korku (yitirim) ve ölüm korkusu giriyor diyolaglarla devreye. Ölüm korkusunun insanın esas ölümü olmasından bahsediliyor. Ve süregelen bir tekrardan bahsediyor postacı. Bir ileri, bir geri. Yaşlı amcamız soruyor; sence bir mutlak doğru, uygulamada kesinlik ve bunun çıkış noktası bulunabilir mi?
Sinemacı eğer kendi ideolojisini seyirciye dayatmak niyetindeyse bu soruya karşılık cevaben bir kesinlik söz konusu olmalıydı. Ama Tarkovski farklı bir şey yapıyor, postacıyla; "evet diyor, bazen inanıyorum". Evet derken de oturup sabit birşeyler anlatan postacıyı yerinden kaldırıp, sanki genel geçer bir "evet"miş gibi olmasını sağlıyor repliğin.
Sinemacının dikkat etmesi gereken nokta bu; Adam filmimde buna ben de dikkat etmiştim. Fikrinizi sizinle saf bir bağlantı kurabilecek kişiye metaforik, aslında filmin içinde yokmuş gibi aktarın. Soru sorulduğu şekilde ortada kalsın, ama gizli metoforunuzu da filmin bir yerine yüklemeyi unutmayın. Sanat tekliftir, hatırlatmadır. Yol açımıdır, ama anlayana. Sizden bir cevap beklemez seyirci, sadece sizin fikirlerinizi dinlemek ister, kendi de kendi fikrinde sabit kalmalıdır tabi ki. Hem nasıl olacakta; bir seyirciye doğru olanı öğreteceksiniz. Komik. Kürt sorununu herkes biliyor ve bundan dolayı içi acıyor olmasına rağmen, izlediği bu konulu filmden sonra "evet bunlar kesin doğru, ben gidip hemen şu meseleye bir el atayım" diyen bulabilir misiniz? İşimiz Dünya'yı değiştirmek değil, ne haddimize, işimiz duyarlı, farkındalığı olan insanlarla paylaşım yapmak ve onların artması için kendimizden ödün vermek. Yoksa Türban meselesini size doğru kılmak için yüzbinlerce sayfa yazı yazabilirim. Hem sanat eserinle anlattığın; Türban meselesinin doğruluğu mu, yoksa senin doğruluğun mudur? Karar ver...
Ey sinemacı, ey insan unutma ki; amacın etrafında beğeni sürüsü oluşturmak değil, öğretini ilerilere taşıyabilecek insanlara yardım etmek olmalıdır.
Bir bilgisayar mühendisi (Enver Gülşen) hangi menfaatine karşılık sayfalarca sinema yazısı yazmış olabilir. Ve boşa gidecek diye yazılması gerekeni yazmayan arkadaş unutma ki; elbet o güzel paylaşımın bir yerde yer bulacaktır. İşte o zaman gözyaşların, ancak rahmettir...
Neyse devam edelim...
Sekans 2: Doktor ve evin hanımı geliyor güzel bir arabayla... Klasik bir Tarkovski hareketi ile sola doğru track görüyoruz.
Amcamızın yanındaki küçük çocuğun konuşamadığını duyuyoruz. Sabit planda...
Ganhdi'nin de haftada bir gün sustuğunu, hiç kimseyle konuşmadığını doktordan duyuyoruz. Farkındaysanız herkes yeterince entelekt.
Tarkovski hayata dair yine bir geçiş yolu, yeni bir manevi gelişim gösteriyor seyirciye. İnsanlardan uzaklaşmak; sessizlik. Acaba uzlet (halktan uzaklaşma) dediğimiz şey; bir insanın manevi gelişimi için önemli midir? Cevabı sizlere bırakıyorım. Sistemli olarak uygulanarak hem de...
Sonra Alexander (Yaşlı Amca), çocuğa karısıyla birlikte nasıl buralara geldiğini anlatıyor uzun uzun. Tabi çocuk dinlemiyor, bu da monolog olan bu konuşmaların muhattabının seyirci olduğunu gösteriyor. Rüzgar ve yağmur ucundan ses verince, çocuk korkuyor.
Alexander: Korkma oğlum, ölüm diye bir şey yok. ( Yani burada öğretilerden yana locik (logic) bir taraf seçmiş bir karakteri betimlemeye başlıyoruz.)
Çocuk kaçınca Alex'in yanından, Alex kendince bir sorgulamaya giriyor. Ve önemli bir nokta olarak; nerden geldiği belli olmayan çığlık benzeri bir ses işitiyoruz. Dünya insanı ile ilgili eleştirilerden sonra boş bir çerçevede rüzgarın salladığı otları ve ağaçları görüyoruz.
Reel düzlemden bir kopmadır bu. Yani konuşulan şey devam etmektedir, lakin mekan ve zaman duyumu kopmaya başlamıştır. Tarkovski bütün filmlerinde bunu aşama aşama işlemiş her seferinde reel ve sürreel düzlemi benzeşke kurmaya zorlamıştır. Adam filmimin balık tutma sahnesi de buna benzer bir sahnedir. Bu nokta ile ilgili konuşmak isteyenler için ayrıca bir yazı gerekmektedir.
Bu kopma yaşanınca çocuk Alex'i yalnız bırakmıştır ve saklanmıştır. Çocuğu arayan Alex etrafına bakınırken çocuk birden arkadan Alex'e sarılmış ve Alex'in ani tepkisiyle yere düşüp burnunu kanatmıştır. Bunu gören Alex vicdanı tepkiyle karışık olarak geçmişinin tetiklediği bir fiziksel bayılmaya maruz kalır. Ve sürreel önemli bir sahnemiz devreye girer.
Rüya: Bir kaza alanının ve ölümün sessiz yanının metaforik göstergesidir bu sahne. Aynı çığlık sesi devam etmektedir. (Bu ses evin hizmetçisinin sesi midir) Bir açılım, bir gevşeme ve konuşmaktan sıkılmış bir sahne söz konusudur. Yalnızca tilt hareketi, dağınık bir ortam, camdan yansıyan şehir binaları ve kazayı hissettiren kan lekesi görürüz...
Bu sahne ile birlikte -film boyunca gelişecek- Alex'in ilk genişleme çağrısı, hem Alex'e hem de bizlerin bilinçlerine aktarılmıştır...
Devam EDECEĞİZ...
DOGVİLLE
Küçük bir kasaba. Yapay gerçeklik yaratacak tüm detaylardan yoksun. Dikkati kasabaya, içinde yaşayanlara ve içerideyken yapılabileceklere çekmek için yapılmış bir estetik tercih. Kasaba bir dekor; tebeşirle çizilmiş, içerisine statik dengeyi kurabilmek için biraz oyalanma gereci eklenmiş. İşte böyle, içinden bir türlü çıkamadığınız küçük bir kasabanın özellikleri ile başbaşa kalıyorsunuz, koca film boyunca. 170 dakika civarında.
KİBİR
Filmin sonunda apaçık kendini gösterse de kibir öğesi, filmin giriş sekansından itibaren gizli gizli kendini ana öge olarak bizlere sunuyor. Hata işlemekten korkan bir kadın var (Nicole Kidman), yüksek manevi değerlere sahip olduğunu düşünüyor ve Dogville'e istemediği nedenlerden dolayı işi düşüyor. Hikaye başlıyor...
Toplumsal değerlerin hiçe sayılarak işlendiği bir hata karşısında kalsanız ne yaparsınız. Hem de tekrar ve tekrar. Eğer derin düşünenlerden değilseniz! bu zulüm içeren hareketlere kesinlikle bir karşılık verirsiniz. Derin düşünüp de "bu iş benim başıma neden geliyor" diye sorgularsanız eğer kendinizi; sonuç olarak bir dahaki tekrarda ya kendinizi ya da karşıdakini suçlamaya başlarsınız. Ya eğer yüksek ahlaki değerlere sahip olduğunuzu düşünüyor ve insanları her zaman hata yapabilen varlıklar olarak konumlandırıp kendinizden ayrı bir tarafa yerleştiriyorsanız. Garson yemeğinizi her zaman geç getiriyor ve ses çıkartmıyorsanız. Söz verilen yere geç kalan arkadaşınızın -hoşgörü kapsülü içinde sessiz kalarak-, tekrar aynı hataya düşmesine göz yumuyorsanız. Kendiniz hata yaptığınızda özür çeşitlerinin her türlüsünü ortaya çıkartabilirken, arkadaşınız hata yaptığında ona özür dilemek için bile fırsat tanımıyorsanız. Sizce bu merhamet, sizce bu hoşgörü, ya da sizce bu davranış biçimi yüksek bir ahlaki modülü işaret edebilir mi.
İşte gizli KİBİR. Tüm film boyunca bunu görüyoruz. Bariz hataların tekrar ve tekrar karşımıza çıkması bizi kendimizi sorgulamaya itiyor. Bu kasaba, bu insanlar, ya da bu yeni gelen kadın ne çeşit insanlar böyle...
İstemediğiniz bir hareketin tekrarlanmasına tepki koyamayıp; BEN hala nasıl affedici olamıyorum diye ikileme düşüyorsanız. Ne acayip değil mi!
Ne yazık ki bu kasaba da kendini hatalı bulan insan yok. Yalnızca Tom kendini haklı bulabilecek felfesik düşüncelere sahip. O da nasıl görünüyor kameranın arkasından bir görseniz.
Trier; benim de yaklaşık 3 sene boyunca problemini yaşadığım bir konuyu ele almış. Çok derin bir empati kuruyorum yönetmenle. Tek bir olur cevap veremediğimi hatırlıyorum, bana o kadar yapılan haksızlıklara karşın.
Gerçekten yerli yerinde bir film. Sinematografik şekillenmesini eleştirecek değilim. Görsel kompozisyonu da bir kenara bırakmış olduğuna kızmıyor değilim. Ama sağlam derecede iyi bir entellektüel analiz ile karşı karşıyayız.
Sizde Greys (Nicole Kidman) gibi; hak edilenden daha fazlasını sabırsızlıktan dolayı uygulamaya sokmak niyetinde değilseniz; ikileme düştüğünüz ve ruhani problemler yaşadığınız en küçük olayda bile hakkınızı arayın. Lakin böyle bir hak peşinde koşmayan ve sizin hatalarınızı görmezden gelip, küçük bir içsel problem dahi yaşamayan insanlar biliyorum. Onlar da ne yazık ki; kendilerini toplumdan uzak tutuyorlar.
Aman aman; kibire karşı kibir sadakadır unutmayın. Ya göründüğüz gibi olun, yada olduğunuz gibi görünün. Yoksa ya tecavüze uğrar, ya da hak etmeyen küçücük çocukları öldürmekle sıfatlanırsınız...
27 Ekim 2010 Çarşamba
Centurion
Seviyoruz; dağları, taşları, kılıçları, bıçakları. Nostalji her zaman çeker kendine. Çünkü dövüş sahneleri daha ayrıntılı olur, yavaştırlar. Çünkü karakterler daha oturaklı olur, babacandırlar. İzlenesi olmaya çalışırlar. Lakin yapım yeterince güçlü olmazsa, olay hikayesinden, durum hikayesine zıplaman gerekir bir yerl...erde. Eee. Nerede kaldı, Hollywood'un seyircisini filme hazırlayan film türleri. Olmadı mı, arada kalırverirsiniz maazallah. İyisi mi toptan riske girmek gerek bu tür işlerde, Mel Gibson amcam gibi, kaz gelecek yerden tavuk esirgememek gerek. Tabi Hollywoodsan, yoksa estetik kuramları biraz kurcalayıp yapabilirsin bir şeyler. Kalıplaşmış seyirci hafızalarını silmek kaydıyla. İşte böyle arada bir şey...
RED
İzlediysen, yazacaksın! Az da olsa karalayacaksın kağıdını. Sinemaya çok gidemesem de şu aralar, kopardım da değil seyirci olarak bağlarımı. Red; ağır ağır işlerken konusunu; türdeşlerine oranla daha güçlü bir altyapı kurduğunu seziyorsunuz önceleri. Devam ediyorsunuz; lakin anlamsız bir uzun yazı yazmak gibi bu film...lerde; yazmaktan sıkılır gibi aniden, çevredekileri devreye sokmadan, sessizce! tüm bir binayı yıkıp, Investigation gizliliklerinde rahat rahat gezdirebiliyorlar sizi. Yapı böyle kurulmuş, o kadar ekibi oralara sığdırmak bile büyük başarı aslında. Klasik bir altyapı, yalnız kendine has şirin bir özgünlük. Denenebilir, hazır Malkovich de buralardayken...
19 Haziran 2010 Cumartesi
Au Hasard Balthazar- Rastgele Baltazar- Balthazar
Eşeklik Yapmayın!
Göreceler
Yönetmenin film izlenimi bir küçük alemin tüm Dünya üzerinden değerlendirilmesi gibi anlaşılabilir. Zıtlıkları akıllı insanlar fark ederler ve bunlara karşı acı çekmeye başlarlar. Durum vahimdir ve artık sana, bana göre göreceler oluşmaya başlar.
Bresson; bir eşek ile bunları düşünebiliyor. Marie ve Eşek kader ortaklığında, sürükleniyorlar. İstismarlara uğruyorlar, taciz ediliyorlar. İntihara sürükleniyorlar.
Durum düşündüğümüzden de vahim, Haneke’nin son dönem Beyaz Bant filmindeki gibi insanların bencillikleri, kötülük potansiyelleri her zaman olduğu gibi dibe vurmakta. Göreceli olan iyi ve kötüyü; kendi algılarımıza göre değerlendirip seyretmek ya da elimizden geldiğince kendimiz ve yakın toplumumuz için önlemler geliştirmek arasında bir seçim yapmalıyız. İnsan değerini anladıkça; kendini tanımak yolunda ilerledikçe bazı durumlarda gördüğü şeyin neden olduğunu değil; nasıl önlemler geliştirebileceğini düşünüyor. Bu düşünceler de olmazsa; bir eşek kadar da olamazsak; Dünya içerisinde fark edilen bunca zıtlık bizi yaratılmışlığımızın gayesi olarak bir koyun sürüsü içinde sessiz, sakin olduğumuz gibi zıtlıkların acısı içerisinde intihara götürecektir...
Göreceler
Yönetmenin film izlenimi bir küçük alemin tüm Dünya üzerinden değerlendirilmesi gibi anlaşılabilir. Zıtlıkları akıllı insanlar fark ederler ve bunlara karşı acı çekmeye başlarlar. Durum vahimdir ve artık sana, bana göre göreceler oluşmaya başlar.
Farkında olduğun sana görenin zıttına ne yapmalısın? Kendini kurtaran bir insan olduğunu düşünüyorsan; insanın hiçbir insan üzerinde direkt etkinin olamayacağını da bilirsin. Neden yazarsın, neden okursun, neden zıttına engel olmaya çalışırsın. Madem biliyorsun elinden bir şeyin gelemeyeceğini; neden hala hiç değişmeden kendini ortaya koyarsın.
Bresson; bir eşek ile bunları düşünebiliyor. Marie ve Eşek kader ortaklığında, sürükleniyorlar. İstismarlara uğruyorlar, taciz ediliyorlar. İntihara sürükleniyorlar.Bu zıtlıklardan, bu yüksek egosantrik hareketlerden kendini korumak ve ayrıca kendini ortaya koyabilmek mümkün müdür?
Yoksa bu zıtlıklara bilinç düzeyinde kabul göstermeden; dışarıdan sessiz mi kalmaktır olay.
Bresson; oyunculardaki amatörlüğü, duygulardan arınılmış robot tepkileri neden göstermektedir. Amacı düşünmekten korkup filmin şekiline teslim olan seyirciyi elemek midir? 1966 yılında yaptığı bir filmde neden böyle bir basit oyunculuk sergilemiştir. Düşünmek gerek.
SÖZ
Düşünebileceklere, sabırlı davranacaklara ve sinemasal şartlanmalardan kendini kurtarıp sessizce konsantre olabileceklere uygun bir film. Yoksa klasik değerlendirmelere girersek; vahim boşluklara düşebilir vahim boşluklar keşfedebiliriz…
18 Haziran 2010 Cuma
Bir Taşra Papazının Güncesi- Diary of a Country Priest- Journal D'un Cure De Campagne
Süreç Alarmı!
Sinema tarihine ismen yerleşmiş tüm önemli filmlerin yönetmenleri; varoluşları ve benliklerin orijini hakkında filmler yapmışlar ve bunu din kapsülünün içinden anlatmaya çabalaşmışlardır. Bresson gibi film sanatının insan hakikatinin derinliklerinden gelen bir gelişim süreci kayıtlanması olduğunu bilen bir sanatçı ve diğer önemli sanatçılar bu noktaları; insanı ve mizacını, benlik ve benlik ismiyle işaret edilen konuların orijinini incelemeyi mihenk noktası olarak kabul etmişlerdir.
Tarkovski’nin önemle büyük bir etiket yapıştırdığı bu filmin sinematografik düzenlenmesinden öte bahsedilen konularla olan alakasını incelemek isterim. Film konusu itibariyle; araf noktasında kalmış bir din adamının, arafının nedenlerinin neler olduğuyla değil, pederin kendisini arafa düşüren temel manaların peşinde koşuyor.
Film içinde yüksek bir neden- sonuç ilişkisi kurulmamış. Bu da filmin estetik seçiminin kişisel bir yolculuk olduğunu, yani kişinin karşılaştığı olayları değil, karşılaştığı olayların kendi üzerinde bıraktığı sonuçları ile ilgilenmiş olduğunu gösteriyor.
Sinemayı; genellikle dışarıyı içeriyle betimleme, yani beş duyu algısıyla algılanan olayları yönetmenin kendi algısında yorumlamasıyla özdeşleştirirsek; bu filmin kullanılan anlatıcı dili ve çok hayalimsi kurmaca anlatımının sonucu olarak içeriden dışarıya bir bakış olduğunu da görebiliriz.
Bir anlatıcı ve bir oyuncu. Anlatıcının anlattığı, edebi olarak söylenen şiirimsi günlük yazıları ve oyuncunun ruh halinin dışarıya yansıması, büyük oyunculuklar. Bu ruh halinin başka şekilde gösterilmesi sağlanabilir mi? Edebi olarak desteklemeden, bu ancak yaşayanın anladığı insani hal; farklı bir şekilde anlatabilir mi?
Nasıl yapılacaktır?
Bresson
Film yapılış anında ortaya çıkan hadsiz vesile yardımıyla; bir bütünlük oluşturur. O an yani algıya göre maddi zaman süreci, durdurulamaz. Bir dakika önce çekeceğin bir sahnenin veya planın bir dakika sonraki ile aynı olabilmesi olanaksızdır, bilirsin. Kendini, filmini, ortamı seyire dalarsın. Kendini tanıyan bir yönetmen; ortaya çıkardığı filmin olabileceğinden daha iyi veya daha kötü olamayacağını da bilir.
İşte Bresson; bu manaları taşıyan önemli bir kişidir. Sinema şartlanmalarından kendini koruyarak; kendi iç sesini dinlemiş, memleketinin önemli isimlerinin gölgesinde kalacağını bildiği halde kendinden vazgeçmemiştir. İnsan kesin olarak bilgisine ulaştığı bir şeyden nasıl vazgeçebilir. Elini attığında ulaşabileceği kadar yakın bir şeyden nasıl yüz çevirebilir.
Yönetmenlik ve sanatçılık; ayrı şeylere temas ederler.
Yönetmen mesleğini icra eder.
Sanatçı; kendini tamamlamak için çalışır. Zıtlıkları sıfıra indirmeye uğraşır ve bu yolda; feragat edebilecekleri tahminlerinde ötesindedir.
Sanatçının hangi mesleği yaptığı önemli değildir. O iş artık bir sanattır. Yönetmenin sanatı…
Tasavvufça
Film öğelerini kendimizce yorumlamak istersek ve tasavvufu kullanmamız gerekirse:
Peder; bedenini nefsin bir sınırı olarak tanımaktan uzaklaşmak için şarap, ekmek ile besleniyor. Şarap yapısı nedeniyle aç karnına alınarak mideyi kansere sürüklüyor.
Yol; basitçe izah edilirse.
1- Bedene dayalı durumların kısıtlanması,
2- Toplumsal ve duygusal şartlanmalardan arınma,
3- Kendi hakikatinin orijin bilgisi
Peder; bedenini kontrol ederek; bir takım ilhamlar almaya başlıyor. Bu ilhamların temel nedeni nefsin bu beden olmadığını bilinç düzeyine ulaştırması. Lakin bilinç dışarıdaki gezintisini tamamlayamadığı için ve en önemlisi hakikat bilgisine yakin sağlayamadığı için; yeniden bedene temsil oluyor.
Filmde motor sahnesinde açıla gelen nokta; genç yaşındaki insanların veya daha sonraki kişilerin bu halden benzerini görmeleri. Nefsi Mülhime olan nefs; aklı küll ile bağlantı kuramıyor ve emmareye geri dönüyor. Eğer aklın sınırını zorladığı inanç; istidati olarak kişiye yerleşmişse kişi elinden gelen ilimli çalışmalarla yeniden bu halde hallenebilir ve bu noktayı aşabilir.
Mülhime girdaplarından ancak diğer bir ustadan yardım alarak kurtulabilir. Çok geniş tefekkür yetisi ve beden sağlığı bir kere düşülen tuzağa düşülmeden Nefsin tatmin olmasını, aklın doğru oranda Aklı küll ile bağlanmasını sağlayabilir.
Filmin sonunda ise; beden kansere yenilip bu pedere ikinci bir şans tanımıyor. Ama peder ölmeden önce “Tanrının inayetiyle” sözüyle tam iman noktasında Cennet ehline bir işaret veriyor.
Rabbani kayıtlarla da olsa; insan bir takım ruh gelişimi sağlayan pratiklerle cennet ehli ile vasıflanabilir.
Pederle belirtilen hal; seyri enfüsinin seyri afakiye geçişteki sıkıntılarını belirtir. Bundan kurtuluş ise ilim kaynaklı olmalı ve kişiyi tekliğe götürmelidir.
SÖZ
Önemli bir film ve üzerine estetik açılımlar sağlamak amacıyla gözden geçirilmeli. Nerden bakarsanız, ancak ordan görürsünüz. Önemli olan başka bir gözün olabileceğini de idrak etmektir...
Mehmet Emin Yıldırım
meyproduction@gmail.com
Sinema tarihine ismen yerleşmiş tüm önemli filmlerin yönetmenleri; varoluşları ve benliklerin orijini hakkında filmler yapmışlar ve bunu din kapsülünün içinden anlatmaya çabalaşmışlardır. Bresson gibi film sanatının insan hakikatinin derinliklerinden gelen bir gelişim süreci kayıtlanması olduğunu bilen bir sanatçı ve diğer önemli sanatçılar bu noktaları; insanı ve mizacını, benlik ve benlik ismiyle işaret edilen konuların orijinini incelemeyi mihenk noktası olarak kabul etmişlerdir.
Tarkovski’nin önemle büyük bir etiket yapıştırdığı bu filmin sinematografik düzenlenmesinden öte bahsedilen konularla olan alakasını incelemek isterim. Film konusu itibariyle; araf noktasında kalmış bir din adamının, arafının nedenlerinin neler olduğuyla değil, pederin kendisini arafa düşüren temel manaların peşinde koşuyor. Film içinde yüksek bir neden- sonuç ilişkisi kurulmamış. Bu da filmin estetik seçiminin kişisel bir yolculuk olduğunu, yani kişinin karşılaştığı olayları değil, karşılaştığı olayların kendi üzerinde bıraktığı sonuçları ile ilgilenmiş olduğunu gösteriyor.
Sinemayı; genellikle dışarıyı içeriyle betimleme, yani beş duyu algısıyla algılanan olayları yönetmenin kendi algısında yorumlamasıyla özdeşleştirirsek; bu filmin kullanılan anlatıcı dili ve çok hayalimsi kurmaca anlatımının sonucu olarak içeriden dışarıya bir bakış olduğunu da görebiliriz.
Bir anlatıcı ve bir oyuncu. Anlatıcının anlattığı, edebi olarak söylenen şiirimsi günlük yazıları ve oyuncunun ruh halinin dışarıya yansıması, büyük oyunculuklar. Bu ruh halinin başka şekilde gösterilmesi sağlanabilir mi? Edebi olarak desteklemeden, bu ancak yaşayanın anladığı insani hal; farklı bir şekilde anlatabilir mi?
Nasıl yapılacaktır?
Bresson
Film yapılış anında ortaya çıkan hadsiz vesile yardımıyla; bir bütünlük oluşturur. O an yani algıya göre maddi zaman süreci, durdurulamaz. Bir dakika önce çekeceğin bir sahnenin veya planın bir dakika sonraki ile aynı olabilmesi olanaksızdır, bilirsin. Kendini, filmini, ortamı seyire dalarsın. Kendini tanıyan bir yönetmen; ortaya çıkardığı filmin olabileceğinden daha iyi veya daha kötü olamayacağını da bilir.
İşte Bresson; bu manaları taşıyan önemli bir kişidir. Sinema şartlanmalarından kendini koruyarak; kendi iç sesini dinlemiş, memleketinin önemli isimlerinin gölgesinde kalacağını bildiği halde kendinden vazgeçmemiştir. İnsan kesin olarak bilgisine ulaştığı bir şeyden nasıl vazgeçebilir. Elini attığında ulaşabileceği kadar yakın bir şeyden nasıl yüz çevirebilir.
Yönetmenlik ve sanatçılık; ayrı şeylere temas ederler.
Yönetmen mesleğini icra eder.
Sanatçı; kendini tamamlamak için çalışır. Zıtlıkları sıfıra indirmeye uğraşır ve bu yolda; feragat edebilecekleri tahminlerinde ötesindedir.
Sanatçının hangi mesleği yaptığı önemli değildir. O iş artık bir sanattır. Yönetmenin sanatı…
Tasavvufça
Film öğelerini kendimizce yorumlamak istersek ve tasavvufu kullanmamız gerekirse:
Peder; bedenini nefsin bir sınırı olarak tanımaktan uzaklaşmak için şarap, ekmek ile besleniyor. Şarap yapısı nedeniyle aç karnına alınarak mideyi kansere sürüklüyor.
Yol; basitçe izah edilirse.
1- Bedene dayalı durumların kısıtlanması,
2- Toplumsal ve duygusal şartlanmalardan arınma,
3- Kendi hakikatinin orijin bilgisi
Peder; bedenini kontrol ederek; bir takım ilhamlar almaya başlıyor. Bu ilhamların temel nedeni nefsin bu beden olmadığını bilinç düzeyine ulaştırması. Lakin bilinç dışarıdaki gezintisini tamamlayamadığı için ve en önemlisi hakikat bilgisine yakin sağlayamadığı için; yeniden bedene temsil oluyor.
Filmde motor sahnesinde açıla gelen nokta; genç yaşındaki insanların veya daha sonraki kişilerin bu halden benzerini görmeleri. Nefsi Mülhime olan nefs; aklı küll ile bağlantı kuramıyor ve emmareye geri dönüyor. Eğer aklın sınırını zorladığı inanç; istidati olarak kişiye yerleşmişse kişi elinden gelen ilimli çalışmalarla yeniden bu halde hallenebilir ve bu noktayı aşabilir.
Mülhime girdaplarından ancak diğer bir ustadan yardım alarak kurtulabilir. Çok geniş tefekkür yetisi ve beden sağlığı bir kere düşülen tuzağa düşülmeden Nefsin tatmin olmasını, aklın doğru oranda Aklı küll ile bağlanmasını sağlayabilir.
Filmin sonunda ise; beden kansere yenilip bu pedere ikinci bir şans tanımıyor. Ama peder ölmeden önce “Tanrının inayetiyle” sözüyle tam iman noktasında Cennet ehline bir işaret veriyor.
Rabbani kayıtlarla da olsa; insan bir takım ruh gelişimi sağlayan pratiklerle cennet ehli ile vasıflanabilir.
Pederle belirtilen hal; seyri enfüsinin seyri afakiye geçişteki sıkıntılarını belirtir. Bundan kurtuluş ise ilim kaynaklı olmalı ve kişiyi tekliğe götürmelidir.
SÖZ
Önemli bir film ve üzerine estetik açılımlar sağlamak amacıyla gözden geçirilmeli. Nerden bakarsanız, ancak ordan görürsünüz. Önemli olan başka bir gözün olabileceğini de idrak etmektir...
Mehmet Emin Yıldırım
meyproduction@gmail.com
17 Haziran 2010 Perşembe
The Groundhog Day (Köstebek Günü)
50 First Dates filminin ana temasını kuran, her uyandığında saat ve mekanın aynı olduğu bir günü uzun bir süre boyunca yaşayan kendini beğenmiş, enaniyet duygusuyla kaplı Bill Murray'in gizli bir arınma sürecinden geçmesini anlatan bir komedi filmi. Açıkcası neden bu tür bir olayı yaşıyor bilemiyoruz, ama hisselerimiz bize; Bill'in yapımcısı Rita ile kurulabilecek bir ilişki için kendini aşmasını, bazı şeyleri elde etmek için biraz çaba sarfetmesi gerektiğini söylüyor. Harika bir yapıt, köstebeklere dikkat edin efendim!Delicatessen (Şarküteri)
Şarküteri; Jeunet (Amelie) ve Caro yönetiminden sürreal bir yapı. Bir iş başvurusunda sorulan soru nedeniyle ilgimi çekmişti. Yiyecek bir şey bulamadıkları için; elaman ilanı veren ve bu ilana gelen çalışanları tamir işlerini yerine getirdikten sonra; kesip yiyen bir apartman ortamı. Kasap, komşular ve yeni gelen Dominik Pinon'un oynadığı palyoçunun kasabın kızına aşık olması. Bu durumda kızını çok seven baba bu yeni elemanı da kesecek mi? Yoksa müzik ziyafetinin tüm filme yayıldığı bu filmin sonu da klasik bir Hollywood klasiğine mi benzeyecek? Palyaçoyu kurtaran bir yeraltı örgütü de olacak mı? Soru da buydu zaten!Beyaz Bant (Das weisse Band)
Beyaz bant; masumiyeti temsil eder. Masumiyet; günahlardan kefareti ve ardından temizliği temsil eder. Küçük çocuktaki keder; babasının (peder) kurallarına uymadığı için midir, yoksa kendinde işaretini bulduğu ahlak öğelerine saygı için mi? Cezaları isevice tanrı mı verir; yoksa kendini onun huviyetine bürünerek tanrılaştıran bir yaşayan mı? Kötü huylardan arınmak için, günahların kefarati için zalimce davranışlar gerekli midir? Günahın cezası neye göredir? Yoksa bu filmde anlatılan köy; tüm dünya kötülüklerini içinde barındıran bir minyatür müdür? Bolca soru ve cevapsız bırakılan durumlar. Önemli olan cevap aramak mı, yoksa farkı farkedip soruyu sorabilmek mi? Haneke'nin manipülasyonu olmadan bir köy hayatı izlemek, ahlaki değerlere bakış atan bir siyah- beyaz film ortamı bulmak. Deneyin!The Chaser
Takip ediyoruz. Kore'nin futbolundaki gibi siyasi- hukuksal otoritesinin dağınıklığını seyrediyoruz. Alt birimlerin kuvvetsizliğini, büyük birimlerin çaresizliğini takip ediyoruz. Karizmatik otoritenin faili; kendinden başka bir şey düşünmeyen bir adamın; dönüşümünü, fedakarlıklarını görüyoruz. Değişik bir katil tiplemesi ve korkusuzluğu, köstebek yapının alt tabakadaki yansımasını görüyoruz. İşler ne kadar karışık ve tutarsız. Farkımız; olumlu sonuçlanmayan hikayemiz ve insanı duyguların ayyuka çıkması. Bakın isterseniz!12 Haziran 2010 Cumartesi
Anti Christ (Deccal)- Lars von Trier
Yeniden yazıyoruz; uzun zamandır bizi kaleme saracak bir film bekliyorduk demek ki.
Görünen ve işitilen şey ile sen; temelde tektir. Algılama bu tekliği bozar.
Sonuç olarak; bu filmde seyrettiğiniz ve gördüğünüz bel altı resimler insan algılaması, mertebesi üzerinden değerlendirilebilecek bir açılım sağlarlar.
Önemli olan nesne veya şeyin görüneni değildir; önemli olan ona duyduğunuz arzu, sınırlanmalarınız ve içinizde bulunduğunuz sınırlı kapsüllerin algınıza etkisidir.
Giriş, Yas, Acı, Umutsuzluk, Sonuç.
Bu ayrımları yaparak filmin işaret ettiği mananın temeline inmek için; giriş kısmında(prolog) gösterilen çocuk ölümünü ve filmin sonuç kısmında(epilog) adamın tek başına hasarlı bir vucutla kalmasını önemle değerlendirmeliyiz.
Düzenli atfedilen, rutin devam eden hayatın bir sebep ile bozulması. Aklı bilimsellikle sınırlayan erkek ve manevi süreçleri de duygusallığı üzerinden yansıtabilecek, hassas bünyeli, zeka sembolü kadın. Doğal olarak içinde bulundukları ve rutinliği simgeleyen cinsel ilişki ve çocuğun kadının gözleri önünde aşağı düşmesi.
Çocuk ölümünün; kadının gözleri önünde olması; ilişkinin içinde veya kadının psikolojik durumunda bir takım sorunlar olduğunu gösterir.
Burada kadın, erkek ve ilişkileri üzerinde tutuşturucu özellik gösteren çocuk ölümü işaretleniyor...
Kadın ile baş başa kalınan zaman; ormana gidilerek kendisiyle yalnız kalan erkeğin! habersiz bir şekilde bir sürecin içine çekildiğini gösterir. (Adam karısına karşı ilgisiz vasıflanıyor.)
Bu durum; üç dilenciden sonuncusu kuşun; adama onca umutsuzluk içinden iç (gönül) anahtarını vermesiyle sonuçlanıyor. (İngiliz Anahtarı!)
Adam yaşadığı manevi değişimlerle; aydınlanma sürecinde kadın aracılığıyla bir tezkiyeden geçiriliyor ve sonra ölmesi gereken kişiyi öldürüyor.
Öldürülen kadın; bir insan yapısı olarak değil, kadın üzerinden vurgulanan duygulara ve atılması gereken çevresel zihin atıklarına da işaret ediyor.
Artık şartlanmalar, akıl düşünce metaforu ortadan kalkıyor. Kadın kendi hormonsal dengesizliğine hadım vurarak kendi tatminini bedensel ölüm ile, erkek ise duygusal bunalımlarını yok ederek kendi manevi tatminini yaşıyor. Lakin bu filmsel süreç; pratik hayatta uzun bir zaman dilimine işaret ediyor.
TRİER
Tarkovskiye atanan filmin temas noktası; tasavvuf felsefesi ile anlatacağım yollardan geçiyor.
Tarkovski; inanç, akıl düzleminde; benliğin arındırılması uygulamalarında bir bireysel tatminiyet gösterir. Tarkovski tüm sınırlamaların içindeki tatminiyeti fark etmiştir. Yaşamıştır.
Mutlak öze giden yolu açılmış ve nefsi tatmin olmuştur. Sineması bu tatminlik içerisinde dengeli ve ne yaptığını bilir haldedir.
Prolog (Giriş): İnsan; doğası gereği belirli bir anlam bütünlüğüne sahiptir. Bilimsel açılımların şuurumuzda yaptığı genişleme neticesiyle salt enerjinin holografik eksende belirli bir dünyevi zaman aşımı sırasında atomlaşarak nesneleştiğini ve beynin bunları kendi algılama sistemi dâhilinde büründüğü yargılarla resimleştirdiğini veya sesleştirdiğini görüyoruz.
Görünen ve işitilen şey ile sen; temelde tektir. Algılama bu tekliği bozar.
Sonuç olarak; bu filmde seyrettiğiniz ve gördüğünüz bel altı resimler insan algılaması, mertebesi üzerinden değerlendirilebilecek bir açılım sağlarlar.
Önemli olan nesne veya şeyin görüneni değildir; önemli olan ona duyduğunuz arzu, sınırlanmalarınız ve içinizde bulunduğunuz sınırlı kapsüllerin algınıza etkisidir.
FİLM EKSENİ ve DÜŞÜN
Filmi parçalara ayıran ben değilim. Film kendini belirli eksenlere ayırmış:
Bu ayrımları yaparak filmin işaret ettiği mananın temeline inmek için; giriş kısmında(prolog) gösterilen çocuk ölümünü ve filmin sonuç kısmında(epilog) adamın tek başına hasarlı bir vucutla kalmasını önemle değerlendirmeliyiz.
Bir işaret ve dünyevi hikmet ile başlayan bir film olduğu için; bu işaretin de film karakterlerinin çocuklarının ölmesi olması sebebiyle; önemli bir açılım kabul eder, elde tutarız; yine ışık patlaması altında bir aydınlanım resmi ile çıkış sağlanması sebebiyle (film; adamın tepeye çıkmasını ve yüksek ışıkla resmedilmesi ile bitiyor); bu filmin asıl amacının bir bireysel aydınlanma süreci anlatımı olduğunu direk söyleriz.
Tarkovski üzerinden bir atıf olması sebebiyle filmin; kadın bireyi, bireysel manevi gelişim ve inziva temellerini de içinde bulundurduğunu söylemeliyiz. (Stalker, Nostalgia)
AÇILIŞ METAFORU (Prolog)
Düzenli atfedilen, rutin devam eden hayatın bir sebep ile bozulması. Aklı bilimsellikle sınırlayan erkek ve manevi süreçleri de duygusallığı üzerinden yansıtabilecek, hassas bünyeli, zeka sembolü kadın. Doğal olarak içinde bulundukları ve rutinliği simgeleyen cinsel ilişki ve çocuğun kadının gözleri önünde aşağı düşmesi.
Çocuk ölümünün; kadının gözleri önünde olması; ilişkinin içinde veya kadının psikolojik durumunda bir takım sorunlar olduğunu gösterir.
Burada kadın, erkek ve ilişkileri üzerinde tutuşturucu özellik gösteren çocuk ölümü işaretleniyor...
YAS
Film; erkek üzerinden bir aydınlanma evresini anlatıyor ise; kadının yas eylemini bilerek yaptığını seziyorsak; erkek oyuncunun “YAS” eylemini rasyonel bir şekilde içine gömdüğünü, “YAS” sürecini zihninin arka planlarına atarak karısının nevropat hareketlerini kapital işiyle bağdaştırdığını da görürüz.
Kadın ile baş başa kalınan zaman; ormana gidilerek kendisiyle yalnız kalan erkeğin! habersiz bir şekilde bir sürecin içine çekildiğini gösterir. (Adam karısına karşı ilgisiz vasıflanıyor.)
Yas; İsevi tasavvufuna göre film üzerinden yorumlanırsa; insanın kendisiyle yüzleşme sürecinin normalliğine vurgu yapar. Yas; zıtlık halinde olur ve bunu düzeltmememin verdiği yavaşlatıcı, ilerleme kaydedilemeyen süreci temsil eder. Bekleme anıdır...
Üç dilenci ile işaretlenen hayvanlardan geyik ve çirkin görünümü bu sürecin adamın içinde mekanik olarak faaliyete geçtiğini yalnız adamın henüz bundan tam olarak haberdar olmadığını simgeler...
ACI
Aydınlanma sürecinin farkının başladığı evreye işaret eder. Adam kadının sorununa neden ararken gizli bir metafor içinde de kendindeki değişimleri, gel-gitleri ve beş duyuyla fark edilemeyen bir takım şeyleri düşünmeye başladığını görmüştür.
Acı; şartlandırma temelli düşüncelerin zıtlarını hisseden bilincin çektiği, ironik manevi zorluktur.
İşaret edilen; tilki karnının oyuk olması ve ayrıca “Kaos İmparatorluğu” repliği erkeğin kendindeki zıtlıkları fark etmesini simgeler. Bu durum kadının ilgi çekmek için yaptığı hareketlerin artık itici bir duruma dönüşmesini, erkeğin kafasını karıştırmak için uygulanan adımların etkisizliğinin başlatılmasını önerir.
Kadın; kendi aydınlanma sürecinde hormonsal olarak ön görülen aşamalar nedeniyle bilinç arınışını tamamlayamamaktadır.
Bu filmde esas süreç; aydınlanmadır. Evet, ama kadın ve erkek ikisi de bireysel olarak bu aydınlanma sürecinin içine girmiştir. Erkeğin çevresini, kendine ait olmadığı düşünceleri ve şartlanmış bedeni isteklerini temsil eden kadın bir taraftan da erkek üzerinden kendisi başka bir tezkiye sürecinin içine girmiştir. Kadın hormonsal dengesizlikleri yüzünden bu süreçte ilerleyemiyor; erkek ise kadının enteresan hallerini sezip sessizliğe gömülerek, kendi içine doğru bir yolculuğun içine düşüyor.
Film içinde kadının kadın soykırımı hakkında ortaya çıkardığı bilgiler, kadının şeytanımsı zan edilen alt bilincinin, yani aydınlanma sürecinde aşılması gereken vehim aracının, bir hale bürünmesindeki çaresizliği ve adamın bu durum karşısındaki halini ortalıyor.
Kadın gelişim yolunda duyguları yüzünden git-geller yaşarken artık adam tamamıyla kendini sürecin içine bırakıyor.
Bu ayrıca aydınlanma sürecindeki kadınların; erkeklere oranla ne tür başka arınmalarla uğraşması gerektiğini de ortaya koyuyor.
UMUTSUZLUK
Süreç işlerken; üç dilenci metaforun ortaya çıkması ile bir kişinin ölmesi gerektiğine dem vuruluyor. Kadın farkında olduğu hormonal dengesizlik nedeniyle hadım noktasına kadar varıyor. Adama uyguladığı eziyetler; erkeğin kendi gelişimindeki umutsuzluğu çözüp artık düşüncelerden arınmasını ve çaresizliğini gösterirken, kadın üzerinden de kadın için bu yolun tıkanmışlığı hatırlatılıyor.
Dikkat edilirse; erkek kadına patalojik derecede anlamsız gelebilecek şekilde şiddet uygulayamıyor. O kadar kötü durumlara düşürüldüğü halde...
Umutsuzluk iki taraf içinde geçerli; adam kendisine yapılan eziyetlerle kadın tarafından kıstırılıyor. Bunu film metaforu dışında; normal hayat içinde düşünebiliriz. Kadının erkek üzerindeki duygusal etkisi pratik hayatta da buna benzer durumlar ortaya koyar. -Duygu ve aklın çatışması ve inanç faktörünün galip gelmesi-
Bu durum; üç dilenciden sonuncusu kuşun; adama onca umutsuzluk içinden iç (gönül) anahtarını vermesiyle sonuçlanıyor. (İngiliz Anahtarı!)
Adam yaşadığı manevi değişimlerle; aydınlanma sürecinde kadın aracılığıyla bir tezkiyeden geçiriliyor ve sonra ölmesi gereken kişiyi öldürüyor.
Öldürülen kadın; bir insan yapısı olarak değil, kadın üzerinden vurgulanan duygulara ve atılması gereken çevresel zihin atıklarına da işaret ediyor.
Artık şartlanmalar, akıl düşünce metaforu ortadan kalkıyor. Kadın kendi hormonsal dengesizliğine hadım vurarak kendi tatminini bedensel ölüm ile, erkek ise duygusal bunalımlarını yok ederek kendi manevi tatminini yaşıyor. Lakin bu filmsel süreç; pratik hayatta uzun bir zaman dilimine işaret ediyor.
TRİER
Tarkovskiye atanan filmin temas noktası; tasavvuf felsefesi ile anlatacağım yollardan geçiyor.
Tarkovski; inanç, akıl düzleminde; benliğin arındırılması uygulamalarında bir bireysel tatminiyet gösterir. Tarkovski tüm sınırlamaların içindeki tatminiyeti fark etmiştir. Yaşamıştır.
Mutlak öze giden yolu açılmış ve nefsi tatmin olmuştur. Sineması bu tatminlik içerisinde dengeli ve ne yaptığını bilir haldedir.
İnsan kendini tanıma evresinde bir takım meleki ilhamlar alarak bulunduğu durumu izahata yarayan sözler, dualar, sanat eserleri ortaya koyar. Nefsi Mülhime hali yalnızca insanın şartlanma, duygusal karşılıklar gibi dışarıdan etki eden durumları bitirmesiyle, yavaş yavaş hâllenir. Tarkovski seyr’i enfisü içinde gezerek; yani kendi benliğinin gerçek sahibini işaret ederek ve bunu dışarıda dediğimiz imajlarla da irfanlayarak; tatmin olmuştur. Bu tatminiyeti de sinemasında ortaya koyduğu seyri afakî durumu ile tamamlanmıştır.
Trier ise; nefsi mülhime halinin karşık girdaplarında aldığı bir ilhamla yola çıkmıştır. Tatmin olmayan bir nefs hali söz konusudur, yani his ile bir takım evrensel değerleri yakalamış olabilir ama hala kendi benliğinin sınırlaması altındadır. Kendini Bergman gibi "benim arasıra girdiğim alanda, o hep geziyor" mantığı içerisinde değerlendirip, filmiyle orda bulunduğunu bildiği Tarkovski’ye selam çakmıştır.
Trier ve elimizdeki sineması hem estetik; hem sanatçı içselliği bakımından tatminlik hali göstermez ki bu da kullanılan yavaş çekim, yüksek ışık patlamaları, açık diyafram ve kurgusal efektlerle ortaya konulmuştur. Yüksek zihinsel işlemler söz konusudur. Simgeler yerindedir; ama halen aranan kendinden dışarıda aranmaktadır…
Trier; Türk sinemasında Reha Erdem’i ve Kosmoz’u denk getirir.
Kaplanoğlu ise; Tarkovski’nin hali ile bütünleşik bir noktadadır.
İki ayrım arasındaki fark ise; 100 özelliğin 100’ü ile 50’sinin açılması kadar olan bir fark kadardır. Özellikler nasıl açılır ve süreci nasıl işler; ayan’ı sabiteye bırakılır.
Trier; Tarkovski’nin Nostalgia’sı üzerinden kadın, kadının aydınlaması, kadının erkek üzerindeki aydınlanma süreci üzerindeki etkisi ve yansımalarından sızan sıkışık ruh halini yansıtır. Stalker gibi ormana bürünerek; kişiyi doğayla, doğanın seyri ile ve kendileriyle yalnız bırakır. Bu da sinemasının tamamıyla manevi deneyim noktasına temas etmesine neden olur.
Unutmayalım ki; kişi hangi içsel mertebiyi hali yakalarsa; ki sanatçılar genellikle Nefs’i Mülhime noktasında bulunurlar, ancak onu ortaya koyabilirler. Film anının sanata uygun şartları film sanatçısının manevi gelişimi üzerinde büyük önem taşır ve mertebe atlamasına ya da, 100’den kim bilir kaç tanesine daha vakıf olmasına neden olur.
Tatmin olma noktasında; kişi esma mertebesinin tüm halini kendinde bulup hükmünden çıkarken, bunu da dışarıda algıladığı her şeyi içiyle bütünleştirerek yapabilir.
Anti Christ ve Türkçesi Deccal işaretindeki gibi; kişi dışarıdakilerin tüm özelliklerine vakıf olup bunu içindekilere yani öz bilgisine denkleştiremezse Deccal vasfı ile sıfatlanır. İronik bir Türkçe künye oluşmuştur…
Trier’in bu noktada dikkatli olması da diğer eserinde ne ortaya koyduğunu görmemiz açısından önemlidir.
Ehline olan bilgiyi de vermiş olduk.
SÖZ
Aşaması, halin yansıtımı ve hikâyesel düzenlemesi ile önemli ve bizi şaşırtan, yazmaya sürükleyen ve avamın üstüne işaret parmağını gösteren bir eser. Özel izleyici için önemli, genel izleyici için ise zor bir film süreci olacaktır…
Mehmet Emin YILDIRIM
meyproduction@gmail.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)



