28 Mayıs 2010 Cuma

Kick- Ass

7.7/10... Kahramanlar içimizde. Kalbimiz kırık, fiziksel olarak zayıfız, su bidonunu bile yerden kaldıramıyoruz. Resim yaparım, göbek atarım diyorsan hatta hatta sadece bunları yapabiliyorsan ne mutlu sana. Biraz duyarlı hale gelirsen; ya da doğuştan duyarlı! bir kişiliğe sahipsen sen de süper kahraman olabilirsin. Artık uçmana, kaçmana gerek yok. Git ve ağaçtan bir kediyi indir, annene çamaşırları asmasına yardım et. Doğu "neden ben", batı "ben ne yapabilir" soruları ile uğraşadursun; batı yine her zamanki gibi yukarıdan konu çalıyor. Önemli olan duyarlı olabilmek, egona biraz dur diyip kendin için olmayan bir şey için fedakarlıkta bulunabilmek. Unutma sonunu düşünen Ass- Kick olur. İşte böyle çalıntı konuyu işleyen güzel bir filmdir bu...

Dev D

7.5/10... Bollywood; Trainspotting ile birleşivermiş. Film boyunca aşık olduğunu düşündüğü bir kadının peşinden koşan Dev, hatasını telafi edemeyeceğini nlayarak kendini tamamen karanlığa bırakır. Karanlık içerisinde dolanan başka bir hayat kadını ile yolu keşisir ve enteresan olaylar karşımıza çıkar. Görsel olarak Danny Boyle'den yardım alan Bollywood; kendi özünü yitirip Hollywood kopyası olmaya devam ederse Fakirizm hastalığının kompleksli dışa vurumlarına daha fazla direnemeyecek. Kültürünü koruyamazsan, sinema da kendin yitirir ve köklerini kaybeder. Nerede bir 3 İdiots nerede bu! Neredesin Bollywood...

27 Mayıs 2010 Perşembe

No Country For Old Men

7.8/10... Coenlerin pratik zekalarını zirveye tırmandırdıkları, ters köşe mantığıyla alt metini gizliden gizliye tabana yaydıkları, sinemasal ögelerin yer bulmakta zorlandığı bir kesit. Bu adamlar hikaye üzerinde çok çalışıyorlar. Senaryonun her öğesi belirli bir matematiksel sürece hizmet ediyor ve film zamanı boyunca zihnimizi dinç tutuyor. Önce ses, sonra görüntü. Kaza sahnesindeki gibi; önce ters plan, sonra ses- gürültü ve olay. Edebiyat sona erdiğinde; yetilerin el verdiği oranda bir film ismi ve bu ismin alt metinde kendini göstermesi. Coen'ler zeki adamlar, lakin zeka tek başına yeterli midir? Sormalı, düşünmeliyiz!

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Temple Grandin

8.5/10... Otizm tanısını dört yaşında sırtına yükleyen Temple ve annesi; kendilerini çok zor bir hayatın içinde bulurlar. Gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkarak tasarlanan film; hikaye kahramanının sınır tanımaz fotografik hafızası ile bizleri büyülüyor. Olmazsa olmazların olmadığı, olmasa da olurların buluştuğu karakterimiz bizi enteresan hareketleri ile acımak fiilinden, hayranlık mertebesine hareket ettiriyor.

Cannes 2010 Patladı!

 Ünlü yönetmen Tim Burton başkanlığındaki Cannes Film Festivali jurisi en iyi film ödülüne "Uncle Boonmee who can recall his past lives" (Geçmiş hayatlarını hatırlayan Boonmee Amca) isimli Tayland filmi layık görüldü.

Böylece, Tayland katıldığı ilk Cannes Film Festivali'nde büyük bir ödül kazanmış oldu. Cannes Film Festivali en iyi yönetmen ödülünü ise Mathieu Amalric "On Tour" filmiyle kazandı.

Tim Burton, Penelope Cruz, Benicio Del Toro ve Kate Beckinsale gibi yıldızların üyesi bulunduğu Cannes Film Festivali jurisi en iyi kadın oyuncu ödülünü Fransız aktris Juliette Binoche'ye verdi.

Binochet ödül kabul konuşmasında filmin yönetmeni Abbas'a etkileyici sözler söyledi ve onun kamerasının kendi kadın oyunculuğunu öne plana çıkardığını söyledi.

Cannes Film Festivali en iyi erkek oyuncu ödülü ise iki erkek oyuncu arasında paylaştırıldı. İspanyol aktör Javier Bardem ve İtalyan aktör Elio Germano Cannes en iyi erkek ödülüne birlikte layık görüldü.

Prience of Persia: The Sands of Time

6.8/10... Son 3D oyunlarını oynayanlar için tanıdık atmosferler, karakterler ve aksiyon sahneleri. Oyunun hikayesi eğer biraz daha açık uçlu olsaymış; film yapanlar için de kolaylık sağlayabilirmiş. Film bu büyük hikayeyi tabanına yayarken zorlandığı için; doğal olarak hızlı geçişler, kim vurduya gitmeler ve ani oluşlar ile karşılaşmamız kaçınılmaz oldu. Biraz daha para ve zaman ile klasikler arasında yerini alabilecek bir filmi; ilgisizlik yüzünden elimizden kaçırmış ve oyunun manyaklarını birçok zevkten mahrum bırakmış oluyoruz sadece. Atmosferi ve aksiyon sahneleri için izlenebilir.

Mary and Max

7.2/ 10... Adam Elliot'tan bir stop-motion şakası. Edebi bir masal anlatımında olduğu gibi gönderilen mektuplar sayesinde bir anlatıcı ile karakterlerimizi tanıyoruz. İki yalnız öteki karakterin, hayatları devam ederken dostluklarını devam ettirmesini ve bu dostluğun aslında çoktan sınırlarını aştığını farkediyoruz. Çok zor bir anlatım olmasına rağmen, karakterlerimiz kendileri konuşup kendileri oynasaydı çok daha büyük bir özdeşleşme ile hikayenin ortasına cuk diye oturabilmemiz sağlanacaktı. Zor bir film, ağır tempolu ama izlenebilir...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Ninja Assassin

6.7/10... Ninjalar artık eski devirlerde kaldı diyoruz. Öğretilerinin hafızalardan silinmemesi amacı uğruna yaşayan ve öğretilerini gizli gizli seçilmiş kişilere öğreterek yasa dışı işler çeviren grupların olduklarını biliyoruz. Ninjalık ve samuraylık; uzak- doğu efsaneleri bunun içerisinde yer alıyorlar. Vurdulu, kırdılı, bol stop motionlu, sıradan bildiğimiz konuları işleyen, görsel açıdan zevk ve hırs katabilecek bir film. İzlenebilir...

The Man From Earth

8.5/10... Hıristiyanların kendilerini yokladıkları; bolca derin düşüncenin gizli bir mucizenin içerisinde barındığı, alt metniyle son zamanların en güçlü filmi olabilecek eseri. İnsanların kendi düşüncelerini kalıplaştırıp din kalıbı dahilinde başkalarına empoze ettikleri gerçeğini; kendi düşüncelerinin dışında başka bir şeye inanmanın çok zor olduğu bir dönemde, değişiminin çok zor olduğu yaş ve meslek grubuna dahil olan insanların kıvranışları altında seyrediyoruz. Kro magnon olduğunu söyleyip; şu ana kadar yaşadığını iddaa eden bir bilge adama karşı nasıl bir silahla savaşabilirsiniz. Ya inananacak ya da inanmayacaksınız. Hayatın tüm şifresi de buralarda değil mi zaten. Kesinlikle izlenmeli bir bilgi kaynağı...

Başka Dilde Aşk

7/10... Acındırma demagojisine girmeden doğrudan hikayesini anlatan, özrümüzü sıradan bir düzleme taşımasıyla kendini yücelten bir eser bu. İnsanın insana duyduğu aşkı, sağır arkadaşımızın kendisiyle ve annesiyle yüzleşmesini, call center çalışanlarının isteklerini, galatasaray spor kulübünün kürek takımına yaptığı desteği ve hiçbir özrü olmadan insanların kendilerini özürlü hale getirmelerini seyrediyoruz. Özürlü arkadaşlarımızın özürlerinden dolayı hoşgörüyü değil, salt ve tamamen anlaşılmayı istediklerini film boyunca gözlemliyoruz. Hikayenin önemini sinematografiyle de desteklemeden, dizi avamlığıyla neden kayda aldığımızı da düşünüp, puanlarımızı kırıyoruz.

The Little Big Soldier

8/10... Little Big Soldier; küçük adamların büyük sinemasal destanlarının işlendiği çok şirin, aksiyon ve hikaye odaklanması içeren, her tür takipçilerinin beğenisine mazhar olacak, maneviyata, kültüre, kendine dönüşe işaret eden, izlenebilir bir Jackie amca filmidir...

A Christmas Carol

7/10... Güçlü bir dönüşüm hikayesi. Açıkçası hayatını karmaşık olaylarla geçirmiş yaşlı bir sabit fikirlinin karşılaştığı mucizevi olayların; "Sır Perdesi" adlı bir programdakilerden büyük bir farkı yok. Animasyon detayları, seslendirme ve estetik doyuruculuk bizim hikayelerimize de katılsa; acaba bu kadar net bir özdeşleşme kurabilecek miyiz? Hollywood'un sunduklarını kabul edip; hikayeler oluştururuz, ya da Hollywood bizim hikayelerimizi daha güçlü projeler olarak bize geri döndürür. Sonuç odaklı, estetik özellikleri ile öne çıkmaya çalışan bir ani-film. İzlenebilir...

Trainspotting

6.5/10... Çok derinlerde sıradışı olmak, sıradanlıktan kaçmak niyeti bulunan bir gencin kendinden, arkadaşlarından ve en önemlisi alışkanlıklarından kaçmaya çalışması yer alıyor. Film amacına ulaşıyor mu bilinmez ama; filmin içindeki gel-gitlerin bu şekilde alışkanlıklara sahip vatandaşlar için çok tanıdık gelebileceği...ni düşünüyorum. Özel izleyici dışında Türk seyircisine çok fazla hitap eden bir film değil. Bu sonuç iyi mi, kötü müdür? Sorulması gereken asıl soru bu olsa gerek...

The Imaginarium Of Doctor Parnassus

7/10... İnsan zihnine açılan karmaşık bir yol. İnsanın kendisini bulduğu bir zaman tüneli. Bu tünelin sahibi enteresan bir zihin. İyi oyunculuklar ve hatır için ortaya çıkan bir yıldız töreni. Vakit geçirmek, eğlenmek ve çılgınca turlar yapmak, rahmetliye son bir uğurlama töreni düzenlemek isterseniz, bu epik masalı izleyebilirsiniz...

The Moon

8.4/ 10... Hani düşük prodüksiyon ve yüksek emeği birleştirip minimal bir yapı kurarsın ya! Hani biz böyle bir yapıyı kurmak için parklara, bahçelere, ormanlara veya kapalı bir mekana gireriz ya! İşte bu adamlar da aya gitmişler. Tüm detayları düzenleyip, senaryo ve alt metini hakkında büyük uğraşlara girmişler. Evrime insanın bedensel olarak varoluş temellerine gizli gizli dokunuşlar sergilemişler. Sıkılmadan, kapitalizmin ve liberalizmin, bireysel ahlak üzerinden tartışmalarını seyredelim. Kendimizi bırakalım filme. Çok düşünmeyelim. Ay'da gibi hafif hissedelim kendimizi...

Güneşi Gördüm

7.4/10...Ötekileştirme faaliyetlerinin içinde bulunduğumuzu unutmamamız için verilen birçok örnekle dolu bir hikayemiz var. Sinema; yaptığı tespitle izleyicisini dolaysız olarak soruyla karşı karşıya bırakmalı ve çok fazla söylem içine girerek seyirci manipüle etmekten kaçınmalıdır. Soru yani tespit; sinemanın içinde cevabıyla birlikte dolaysız olarak bulunmalıdır. Hikaye sineması yüzünden insanların duyarsızlaştığını düşünebilen bir sinemacı hikaye sinemasının önemli yönlerini çekmeli, kendince bir sadeleştirmeye gitmelidir. İnsanlar artık bildikleri sorunları kendilerine hatırlatmamak için başka şeylere zaman özellikle sinemaya vakit ayırmaya başladılar. Tespitle manevi bir açılım sağlamak sinemanın yegane amacı olmalıdır. Neden anne ve çocukları karşılaştırırken düşük kare ve dramatik bir müzik yapısını kullanırsın. Kitap okurken müzik dinmelekten ne tür bir farkı olabilir...

The Blind Side

8/10... Klasik hollywood anlatısının içine dahil edebileceğimiz, hikayesinin gerçeğe bağlılığı ve güçlü oyunculuklarıyla benzerlerinden ayrılan, tebessüm yaratması olasılığıyla izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Modern kadının temsili ve hayatın içindeki yerini görebileceğimiz, inisayatifin kadının elinde olduğu bir eser. Herkes Oher gibi kısmetli mi, olacak olan durdurulabilir mi soruları da cabası tabii ki...

Defendor

Enteresan filmlerden bir tanesi. Kendini süper kahraman olarak tanımlayan karekterimizin başından geçen trajikomik olayları izliyoruz. Son zamanlarda süper kahramanların güçlü olanlarını, sıradışı özelliklerini sahip olanlarını değil, hiçbir fazladan yetisi olmayan ama en küçük hareketiyle dünyaya iyiliği yaymaya çalışan kahramanları görüyoruz. Bunun nedenini genel olarak insanın maneviyatından uzaklaşıp, çok güçlü bir şekilde enaniyet duygusuna boğulmasına, insanın insana saygısının, fedakarlığın yavaş yavaş ortadan kaybolmasına bağlayabiliriz...

Celda 211


8/10...Prophet gibi; mapushane duvarları arasında geçen bir öykümüz var. İyi film fikrinin; film açılış sekansı ile birlikte karşımıza sunulması bizi ekrana bağlamakta önemli bir rol oynuyor. Bir insanın düzenli geçen hayatının hangi mili salisesi içerisinde, hangi durumun hal bulacağını bilemiyoruz. Suçlu olmak ne kadar kolay, ya da ne tür durumlar tüm dış keyfiyetinizin sınırlandırılmasına sebep olabilir. İnsan, suç ve cezası üzerine keskin hatları olan bir film. Goya 2009 ödüllerini -en iyi film dahil- topladı diyorlar. İzlenmeli...

Peygamber

8.2/ 10... Bu filmi izleyen veya tavsiyem üzerine izleyecek kişilerle derin tartışmalara girebilirim. İnanılmaz zor bir içeriği; kendiliğinden sönümleyerek oluşturmaya çalışan bir elçilik filmi. Dolaylı yollardan geniş bir laf sokumu, dolaysız olarakta güçlü bir görsellik sunuluyor. Derin analizini yapmadan, yorumları size bırakıyorum. Hadi kolay gelsin...