21 Ocak 2010 Perşembe

--- Avatar ---



Yönetmen: James Cameron

Senaryo: James Cameron

Görüntü Yönetmeni: Mauro Fiore

Oyuncular: Sam Worthington, Michelle Rodriquez, Sigourney Weaver, Zoe Saldana, ...

Konu: Yarı-felçli bir savaş gazisi olan Jake Sully (Sam Worthington), kendilerine özgü dilleri ve kültürü olan, barış ve doğa ile örtülü bir çevrede yaşayan Na’vi halkının arasına gönderilir.

Askeri bir şirket uzaktaki bu gezegeni ve barındırdığı kaynaklara incelemek üzere AVATAR adlı bir program oluşturmuştur. Bu program ile insanlar genetik mühendislik sonucu yarı insan yarı Na’vi haline getirilir ve misyoner olarak Pandora’ya gönderilirler.

Botanist Dr. Grace Augustine (Sigourney Weaver) ile programa gönüllü olarak katılmış Jake’in bedenlerinin Avatar’ı yaratılacak ve böylece Jake’e de felç olmuş bedenini başka bir formda kullanma şansı verilmiş olacaktır. Na’vi halkından Prenses Neytiri ile tanışan Jake, kendisini Pandora’ya gönderen tehlikeden bu halkı savunurken bulur.

Sonuç: 8,5 Puan… Avatar en kaba tabiri ve pratik düzlemdeki kullanımıyla kendimizi dışarıya simgelediğimiz bir işarettir. Arkasına saklandığımız bu işaret ve düzleminde oluşabilecek şekilsel veri; bizi bulunduğumuz sanal, izafi, pandorik ortamlarda kişisel olarak gizleyerek, rahat hareket etmemizi, maskelenmemizi ve daha hızlı bir şekilde kabul görmemizi sağlayacak bir yapı oluşturur. Yaşadığımızı bildiğimiz Dünya hayatında, fiziksel olarak bütünleştiğimiz bu yer kürede, kendimizi tam olarak ifade edemediğimiz, sınırlarımızı genişletemediğimiz anlarda avatarımız başka paralel bir ortamda bize farklı nitelikler, düşünceler kazandırabilecektir. Avatar filmi en derin altyapısıyla işte bu noktadan harekete geçiyor.

Teknik altyapısının kurulması, yeni bir gezegen, yeni bir ırk, yeni bir dil ve ezberlerimizden uzak bir tabiat hazırlanması tam anlamıyla neye işaret ediyor dersiniz. Hepimizin bildiği ve merak ettiği 3D teknolojisi kullanımı bu filmi kritik altına almak için yeterli mi acaba? Göz atalım efendim:

Farklı bir deha tasarımı olan Pandora gezegeni aslında film içinde görev alan asker, ticaret adamı, yani bizlerin (filmde Amerikanlar) en saf hallerini betimleyen Na’vi ler ile dolu. Avatar olarak seçilen her Na’vi ve Pandoranın asıl yerli Na’vi leri günümüz insanının doğaya duyarlı, birbirine saygılı, düşünceli, insancıl yönlerini ifade eden sayıları çok aza inmiş insanları ifade ediyorlar. 3D olarak ve yeniden tasarlanan bu gezegen; gerçekçi öğeler kullanılmadan yapılarak; yaşadığımız ve güzelliklerini ele geçirmeye çalıştığımız iki farklı yer küre arasındaki farkı iyice pekiştiriyor. Kısaca; yönetmen filmini 3D bir teknik dehası üzerinde kurmak yerine; alt metninde güçlü bir varoluşsal insanlık ütopyası ve saflığa olan ihtiyacı betimleyen bir hikâyeden yola çıkarak kurmaya çalışıyor. Şöyle örnekleyelim: Na’vi ler uyurgezer olarak adlandırdıkları insan Na’vilerini aralarına kabul etmiyorlar. Jack karakteri ise felçli olması, hiçbir kötü amaç gütmemesi, olayı hırs ve maddi değerlerden uzak bir şekilde değerlendirmesi sayesinde ilahi bir güç yardımıyla Na’viler arasında kabul görüyor. Ayrıca Ruh Ağacı olarak betimlenen Pandorik ilahi güç; insan merkezin doğasını Mutlak gücü işaret ederek ve merkezi simgeleyerek, insanın yani filmi izleyen biz ve film içinde yer alan tüm insanların ahlaki olarak en olgun halinin temeli Na’vileri destekliyor.

James Cameron; yalnız teknik bir devrimin peşinde değil efendim. Matrix filminde kurulmaya çalışılan âlemler ve anlatılmaya çalışılan doğaüstü öz bilinç değerlerini Matrix’inde ötesinde olarak 3D teknolojisiyle anlatmak derdinde. İlk önce sinemanın öz metinsel sorunu hermetik geleneğe bir bakış ve bunu en güçlü görsellikte anlatma isteği. İki devrimin peşinde akıllı bir sinemacı görüyoruz karşımızda.

Avatar filmi; hikâyesel alt yapısı, teknik verileri, güçlü dinamik temelleri ile Hollywood’un en önemli filmi olarak görünüyor şimdilik. Ticari kaygılar, emeğe saygı ve karşılık bekleme gibi kavramlar olmasa acaba daha ne yapacaklar bilemiyorum. Kendi Na’vilerini film yapmak için görevlendirseler daha da ötesinde filmler yapabilecekler gibi görünüyor. Daha uzun da konuşurum ama sıkmak istemem. Saygılar, iyi seyirler…

meyproduction@gmail.com

Mehmet Emin Yıldırım

"M.E.Y"in Seyir Defteri- Yahşi Batı -

--- Yahşi Batı ---



Yönetmen: Ömer Faruk Sorak

Senaryo: Cem Yılmaz

Oyuncular: Cem Yılmaz, Ozan Güven, Demet Evgar, Zafer Algöz, …

Konu: Aziz Bey (Cem Yılmaz) ile Lemi Bey (Ozan Güven) , 19. yüzyılın sonlarında padişah tarafından görevlendirilerek Amerika’ya giderler. Yanlarına da hediye olarak verilmek üzere çok değerli bir elmas taş ve yüksek miktarda para vardır. İkili Amerika’ya varınca, gidecekleri menzil için bir posta arabasına binerler.

Lemi Bey ile Aziz Bey bu yolculuk esnasında soyulurlar. Önce ellerinden elmas taş gider, sonra da paralarını kaptırırlar. İki Osmanlı, kaptırdıkları parayı tekrar toparlamak için ödül avcılığı yaparlar.

Sonuç: 7 Puan… Bir önceki Cem Yılmaz temelli A.R.O.G filmine yaptığım yorumlar; filmin epizotlar şeklinde art arta sıralanmış esprilerden kurulu, kısmen de olsa isabetli seçilmiş skeçler topluluğu olması ve bu seçim inisiyatifin filmin bütünselliğine sekte vurması çerçevesinde toplanmıştı. A.R.O.G hakkında yapılan toplu kritikler senaryo yazarının! kulağına gitmiş olmalı ki; Yahşi Batı filminin hikâye yönünü ortaya çıkarmak fiili uğruna bir çok komedi unsuru sanırım egale edilmek zorunda kalınmış. (Daha komik olabilirdi gibi cümleler!) Yahşi Batı filmi giriş- gelişme- sonuç üçlemesine yani klasik anlatıya, en açık izahı ile hepimizin belirli bir özdeş kurabildiği olay hikâyesinin öne çıktığı avam film grubuna kendini dâhil etmeye çalışmış ve A.R.O.G filmine oranla daha başarılı olabilmiştir efendim…

Konu komedi altyapısı üstüne kurulacak olursa elimizde bulunması gereken olmazsa olmaz malzemelerimiz vardır: Oyuncu, olay yani hikâye, durum komedisi yaratacak mizansen ya da olay komedisi yaratacak replikler. Sinemada komedi türü; kalıbı çizilen ve sınırlanan duvarların içinde kalmak zorunda olan bir türdür. Ayrıca komedi türü en klasik anlamıyla seyircinin beklentilerine oynayan ve sınırlarını zorladıkça kendi altyapısına lanet okuyan, uygulaması en zor ve aşması en zor kurallara sahip türlerden biridir. O yüzden türü komedi olan bir yapıyı kritik altına almak ve bir anlığına sinema cahili olabilmekten geçer.

Cem Yılmaz ve Ömer Faruk Sorak ellerinden geldiğince kendi kurdukları eski kalıplardan kurtulmak ve sinemasal anlamda hızlı bir ilerleme sağlamak amacıyla, kritikleri okuyup, dinleyip, yorumlayarak, karalama çalışmalarını ön plana çıkararak, müşkülpesent çalışmışlar diyebiliriz. Belirli bir bütünlüğe sahip olması, zekice kullanılan replikleri, arkası dolu atıfları ve hikâyeyi öne çıkaran kurgusuyla izlenebilir (küfürlere sabrederek) eli yüzü düzgün bir komedi türü filmine imza atmışlar. Ne yapsalar zaten izliyoruz değil mi?

Salt sinema adına; kafalarında hapsolan fikir bütünlüğüne, elde etmeye çalıştıkları şeye tam manası ile varmaya çalıyorlarsa eğer; oyuncu popülarizmine endeksli senaryodan, isim altına saklanmış kurgudan ve beğeni kazanmak adına konulmuş diyaloglardan uzak durmaları gerekiyor. Bu da ticari anlamda Türkiye de yapılması şu an için olanaksız bir sinemayı öne çıkartıyor. Bizden söylemesi, uyarması efendim! Saygılar

meyproduction@gmail.com

Mehmet Emin Yıldırım

14 Temmuz 2009 Salı

"M.E.Y"in Seyir Defteri- Public Enemies (Halk Düşmanları)

--- Public Enemies (Halk Düşmanları) ---

Yönetmen: Michael Mann

Senaryo: Michael Mann, (Bryan Burrough- Kitap)

Oyuncular: Johnny Depp, Christian Bale, Billy Crudup, …

Konu: Suç draması Public Enemies’ın konusu Amerika’nın büyük bunalım yıllarında geçiyor. FBI ajanı Melvin Purvis (Christian Bale) o dönemin en ünlü suçluları John Dillinger (Johhny Depp), Baby Face Nelson ve Pretty Boy Floyd’u cezaevine tıkma çabası üzerinde odaklanıyor.

Sonuç: 7.2 Puan… Aksiyon yapısı; gerçekçilik üzerinden kurulmaya çalışılırsa izleyici ve yapımcı Hollywood kalkanı altında dahi bir takım zorluklarla karşılacaktır. Aksiyon, suç ve drama yapı üçlemesi ise ancak gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak yeterli etkiyi yakalayabilir. Belirli bir sistemi takip eden; bu tür bir karmaşık yapı; film tiplerini, seyirciyle kurduğu özdeşini dengede tutmalıdır yoksa ne genel seyirciyi ne de özel seyirciyi istediği kıvamda yakalayamayabilir.

Halk Düşmanları filmi; sinematografik sistemi, renk ve oyunculukları ve ayrıca hikâyeyi anlatışı yönünden özel seyirciye hitap etmektedir. Film izlemeyi seven ve salt aksiyon yapısını takip eden bir seyirci bu filmde çoğu zaman sıkılacaktır. Özel seyirci ise eğer dikkat edecek olursa; filmin her karesine yerleştirilmiş harika müzikler filmin düşen temposu nedeniyle sıkılacak olan genel izleyiciyi kaçırmamak için kullanılmıştır. Sanat gurubu çalışmasına en yüksek puanı veriyor; Michael Mann sempatizyanlarının filmi biraz daha özel izlemelerini tavsiye ediyor; filme gitme konusunda tercihi sizlere bırakıyorum…

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

11 Temmuz 2009 Cumartesi

"M.E.Y"In Seyir Defteri- The Hunt For Gollum (Gollum’un Peşinde)

--- The Hunt For Gollum (Gollum’un Peşinde) ---


Yönetmen: Chris Bouchard

Süre: 38 Dakika (Kısa Metraj Film)

Konu: Lotr hayranı bir arkadaşın 5000 Türk Lirası kadar para harcayarak; Lotr serisinin ilk filmindeki gri Gandalf’ın Hobbitlerin köyüne yüzüğü almaya gitmesinden önceki bir olay olan Aragorn’un Gollum’un peşinden gitmesini anlatıyor.

Sonuç: 6,8 Puan… Bir filme veya kişiye hayran olmak; bir konu hakkında tüm teorik yapıları ve hikâyeleri; ansiklopedik bilgiyi zihninde taşımak önemli bir eser koyabilmek anlamına gelmez. Güçlü bir ansiklopedik bilgi iyi konuşmaya, etrafına adam toplamaya yarayabilir; ya da iyi bir başka terminolojik veri kitabı oluşturmaya yardımcı olabilir; ama bir sanatçı olmak daha farklı şeyler isteyecektir…


Fiziksel ve zihinsel emek, makyaj, konusal yaklaşım ve 3D efektleri çok çalışılmış; hayran olunacak bir filme hayran olan bir adama ait bir film. Estetik olarak hiçbir genelliğe uymasa da biraz fantastik hava koklamak için göz atılabilir. You Tube yasaklı sitesinde, ya da birçok farklı kanallarda ücrestiz olarak Hd formatında izleyebilirsiniz. İbrahim Anıl Bıtırak'a teşekkürler...

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

"M.E.Y"in Seyir Defteri- The Hangover (Felekten Bir Gece)

--- The Hangover (Felekten Bir Gece) ---

Yönetmen: Todd Phillips

Oyuncular: Bradley Cooper, Ed Helms, Zach Galifianakis, Justin Bartha, …

Konu: Filmde arkadaşlarının düğününden iki gün önce bekârlığa veda partisi vermek için Las Vegas'a giden dört arkadaş, sarhoş oldukları parti gecesinin sabahında odalarında bir kaplan, tavuklar ve dolapta ağlayan altı aylık bir bebek ile uyanırlar. Ayrıca damat ortada yoktur.

Bir gece öncesine dair hiçbir şey hatırlamayan üç arkadaş ipuçlarını takip ederek işlerin nerede kontrolden çıktığını bulmak zorundadırlar. En önemlisi de damadı bularak zamanında Los Angeles’e düğününe yetiştirmeleri gerekmektedir.

Sonuç: 7,4 Puan…
Kendi türünün klişelerini İngiliz son dönem komedi kurguları gibi hızlı ve ritmik olaylara bağlayan “The Hangover” filmi; eğlenceli vakit geçirmek için şu sıralar izlenilebilecek türden bir yapıt. Reklam ve eleştirilerinden sonra daha bir heyecanla beklemeye başlamıştım filmi. İzledikten sonra şu kısa yorumu yapabilirim: İçimi çok ısıtmasa da, kahkahalara boğulmasam da; +18 cinsel özellikleri dışında geneli için özel olarak göz atılabilecek bir film. Çok büyük bir değerlendirmeye gerek yok; komedi, şiddet ve cinsellik dolu bir film izlemek isteyenler gidebilirler…

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

8 Temmuz 2009 Çarşamba

"M.E.Y"in Seyir Defteri- 17 Again (17 Yeniden)

--- 17 Again (17 Yeniden) ---

Yönetmen: Burr Steers

Oyuncular: Zac Efron, Leslie Mann, Matthew Perry, …

Konu: 1989 yılında lise son sınıf öğrencisi olan Mike O'Donnell okulun basket takımının yıldızıdır. Üniversite bursu ve parlak bir gelecek avucunun içindedir. Ama o her şeyi elinin tersiyle itip, bebek beklediğini yeni öğrendiği kız arkadaşı Scarlet'la yaşamaya karar verir.

Yaklaşık 20 yıl sonra, Mike'ın şaşalı günleri kesinlikle geride kalmıştır. Scarlet'la evliliği paramparçadır, işteki terfi onu es geçmiştir, ergenlik çağındaki oğlu onun bir zavallı olduğunu düşünmektedir ve lisede bir inekken sonradan teknoloji milyarderi olan en iyi arkadaşı Ned'in yanında yaşamaya mecbur kalmıştır.

Ama Mike'a ikinci bir şans verilir ve mucizevî bir şekilde 17 yaşına geri döner. Mike'ın görünümü belki 17 yaşında gibidir, ama 30 küsur yaşındaki tavırları 2009 yılının son sınıf öğrencileri arasında hiç de havalı olmaz. Mike en iyi yıllarını yeniden yakalamaya çabalarken başına gelmiş en iyi şeyleri kaybedebilir...

Sonuç: 6,8 Puan… Eğlenceli vakit geçirmemiz için tasarlanan bu tür film yapıları; çok çok derin düşünüp yazmamız gerekirse eğer; insanı anda (şimdi) mutlu kılmaya çalışan her şeyin daha önceleri gerçekleşmiş olduğunu, aslında zihinlerimizin geçmiş ve ya gelecekte yaşıyor olmasından dolayı zorluk çektiğimizi anlatıyorlar. Hepimiz biliyoruz ki; bir daha geriye dönüş yok. Biraz eğlenmek için yaz filmleri arasında ortalama bir yer bulabilir…

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

"M.E.Y"in Seyir Defteri- The Proposal (Teklif)

--- The Proposal (Teklif) ---

Yönetmen: Anne Fletcher

Oyuncular: Sandra Bullock, Ryan Reynolds, Mary Steenburgen, …

Konu: Kitap editörü Margaret sınır dışı edilerek ülkesi Kanada’ya gönderilmesi gündeme gelince hemen aklını çalıştırır ve yıllardır çile çektirdiği ezik asistanı Andrew ile nişanlı olduğunu hükümet yetkililerine bildirir. Ancak asistanı bu yalana ortak olmak için kendince bazı koşullar öne sürer.

Zoraki çiftimiz, damat adayının ailesiyle tanışmak için Alaska’nın yolunu tutmak zorunda da kalacaktır. Büyük şehirde daima kontrollü bir kadın olan Margaret, orada karşılaşacağı birbirinden komik durumlar karşısında sudan çıkmış balığa döner.

Peşlerindeki göçmenlik bürosu yetkililerini başlarından savmak için düzenledikleri göstermelik nikâh sırasında Margaret ile Andrew, bu plana sonuna kadar bağlı kalacaklarına istemeden de olsa yemin etmek zorunda kalırlar. Üstelik çok tehlikeli sonuçlara yol açacağını bile bile…

Sonuç: 7.4 Puan…
Hollywood aynı yapıyı geçmişten bulur, yerinden çıkarır ve yeniden farklı bir özgünlükle tezgaha yatırır. Yıl boyunca sayısını bilmediğim film çeken bir estetiğin yapımcıları için bu kaçınılmaz bir fırsattır. İşte Teklif filmi eskilerden alınıp yeniden düzenlenerek yeni yüzler ve özgün bir konuyla karşımıza çıkarılan bilindik bir eser…

İlk başlarda bir miktar rutine doğru gidiyor olsa da filmin konusu; ikinci yarıyla birlikte izleyenleri güzel bir atmosferin ortasına doğru sürüklemeye başlıyor film. Tüm genelde aşk temasının oyunculuklara gizlendiği fazla abartısız bir romantik-komedi için kaçırılmaz bir yaz fırsatı; bir bakın bakalım. “Dipnot: Sandra Bullock daha güzel bir bayan değil miydi? “

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı--- 3D

--- Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı (Ice Age 3: Dawn of the Dinosaurs) ---

Yönetmen: Carlos Saldanha

Seslendirenler: John Leguizamo, Denis Leary, Queen Latifah, …

Türkçe Seslendirme: Ali Poyrazoğlu, Haluk Bilginer, Ayça Bingöl, Altan Erkekli, Yekta Kopan

Konu: Dinazorlar iniyor! Ice Age'in yeni filminde karşımıza dinazorlar çıkıyor. Kaplanlara, avcılara, eriyen buzullara kafa tutan kahramanlarımız bu sefer dinazorlarla karşı karşıya geliyor. Film dinazorların her zaman yaşadığını, buzun erimesiyle ortaya çıktıklarını öne sürüyor.

Filmin maskotu olan fare Scrat cevizinin peşine düşerek bizi yine gülmekten kıracağa benziyor. Kahramanlarımız Sid, Manny ve Diego'ya ikinci bölümde yer alan Ellie ve fareler, bu bölümde de eşlik ediyor.

Sonuç: 8.2 Puan… Hınzırlar yeniden iş başında. Macera bulmanız için çok uzaklara gitmenize gerek yok; yine o karlı yollarda gezinip yerin biraz altına indiğinizde gizli hazinelerle karşılaşacaksınız. Derin anlamda dostluk temasını ön koşul olarak karşımıza süren serinin bu şu anki son filmi her zamanki gibi her yaştan izleyiciye hitap etmeye devam ediyor.

Filmi 3D izliyor olmamız büyük değişikliklere yol açmasa da; bundan sonra vizyona girecek birçok filmin bu yeni gözlüklerle izlenecek olduğunu söylememiz gerek. Hangi boyutta izlerseniz izleyin; çok derin bir altyapı olmadan kurulan bir komedi- aksiyon yapısını keyifle seyrederek ailecek salondan tebessümle ayrılacağınız bir animasyon ile karşı karşıyayız. İyi seyirler…

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

4 Temmuz 2009 Cumartesi

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Coraline (Koralin ve Gizli Dünya)

---Coraline ( Koralin ve Gizli Dünya) ---


Yönetmen: Henry Selick

Senaryo: Neil Gaiman (Kitap)

Seslendirenler: Dakota Fanning, Teri Hatcher, Jennifer Sounders, …

Konu: Coraline, yeni evlerinden çok sıkılan küçük bir kızın evlerinde bulduğu gizemli bir kapıyla birlikte alternatif bir dünyaya adım atmasını konu ediniyor. Bu dünyada kendisini farklı bir anne, farklı bir baba ve yeni bir yaşam beklemektedir...

Fantastik sanatların usta ismi Neil Gaiman'ın sinema serüveni tüm hızıyla devam ediyor. İngiliz sanatçının Coraline isimli kitabından uyarlanan animasyonun yönetmenliğini Henry Selick üstlendi.

Sonuç: 7.6 Puan… Dünya yaşamının maddi yükümlülükleri insanı bir defa daha bulunamayacağı fiziği yaşamsal boyutda her açıdan sekteye uğratacaktır. Maddi bir gelir için çalışmak ve ya da bir şeyler üretmek; yine her zaman bir takım dünya güzelliklerini bir kenara bırakmayı, ailevi ve manevi planları ertelemeyi söz konusu kılacaktır. İnsan çok büyük miras yapılı hazır bir gelire sahip değilse; bir yaşı aldıktan sonra çalışmak, her an maddiyatı refahta tutmak için çabalamak durumundadır.

Koralin ailesi tarafından ihmal edilen bir çocuk olarak tanıtılıyor filmimizde. Yaşıtlarına oranla zeki ve yine aynı oranda hareketli olan küçük kız; ailesinin yetiştirmek zorunda olduğu bir proje için bir miktar yalnız bırakılıyor ve bu yalnızlık Koralin’i başka ilgi noktalarına adepte olmağa itiyor. Bu izlenesi animasyon filmi; derin bir alt metinde ailelerin çocuklarına göstermesi gereken ilginin gösterilmemesi sonucunda gerçekleşebilecek tüm kötü olayların bir temsilini işleyerek önemli bir noktaya temas ediyor aslında…

Dikkat noktası olarak seçilen konu; ailelerin çocuklarının en önemli zamanlarında yanında bulunmaları gerektiği. Her çocuk Koralin ve filmindeki optimist koşullara denk gelemeyebiliyor. Kısaca derin konusu ve eğlenceli grafik moturu için izlenmesi gereken bir animasyon. İyi seyirler…

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

28 Haziran 2009 Pazar

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Transformers: Yenilenlerin İntikamı

--- Transformers: Revenge of the Fallen (Transformers: Yenilenlerin İntikamı) ---

Yönetmen: Michael Bay

Oyuncular: Shia Lebeouf, Megan Fox, Josh Duhamel, John Turturro, …

Konu: Sam Witwicky, Transformers’ın kökenleri ve dünya üzerindeki tarihçesi konusunda yeni detaylar keşfeder. Topladığı bilgiyi ele geçirmek isteyen şeytani ruhlu Deceptionlar onun peşindedir. En büyük mücadele, Mısır’daki Giza piramitlerinde gerçekleşecektir. Çünkü aranan tapınak bu bölgededir.

Transformers: Yenilenlerin İntikamı, 2007 yılında izleyicinin büyük beğenisini kazanan ilk Transformers 'ın devamıdır. İnsanoğlunun Autobotlar ile Decepticonlar arasındaki savaşın ortasında kalmasını anlatan filmin yönetmenliğini ilk filmde olduğu gibi yine Michael Bay üstlenirken, yapım amirliğini Steven Spielberg yaptı.

Sonuç: 7.6 puan… Hollywood aksiyon yapısı belirli bir amaca hizmet için kurulmuştur. Alfred Hitchcock sinemayı ele geçirerek önemli bir kültür empozesinin baş mimarlığının yanı sıra yüksek popülerliğinde ilk adımlarını Hollywood için uzun zaman önce atmış bulunmaktadır. Klasik yapının temeli; güçlü ve popüler konularla her zaman daha çok seyirci için, farklı olayların aynı yapıda özgünlük kurularak tekrarlanması sonucunda güçlendirilmektedir. Hollywood sineması budur! Para kazanmak istenilmektedir. Paranın yanında film izlerken uyuşmuş beyni ile elinde popcorn ve coke bulunan gençler üretip bazı şeylerin ekranda göründüğü gibi değiştirilemez olduğunu desteklemek için yıllardır siyasi bir araç olmaya devam etmektedir.

Trasnformers gibi bir filmi başka bir estetik dizaynda başka bir akım da çekmek şu an için neredeyse imkânsızdır. Yapım, mali güç ve geri getiri ancak olduğu gibi şimdi yapılabilir ve izlenebilir. Bu mantık zincirinde Transformers filmine her zaman eğlenme tabanlı bir yapıyla biraz vurdu kırdı izlemek; siyasi propaganda altından güzel kareleri yakalamak için gidilir. Bu böyledir.İlk filmini izleyen seyirci dahi bunu söyleyebilir. O yüzden bu “tür” filmlerini kendi çerçevelerinde değerlendirmek gerekecektir.

1453, 1071 ya da 1919 filmleri bizim ülkemizde çekilse her hangi yabancı uyruklu kişi için Türk propagandası olarak adlandırılacaktır. O yüzden tekrarla bu söyleyelim bu filmleri kritik altında tutarken bilinen gerçekler üzerinden değerlendirmek gerekir.

Eğlence yapısı, çok çeşitli robotları, çok güçlü efektleri, seyir ve göz zevkine hitaben seçilen güzel insanları için izlenmeli bir aksiyon yapısıdır. Yalnızca gelişme kısmında yönetmenin biraz filme ruh katmak için yaptığı konu değişiklikleri filmin aksiyon yapısına prodüksiyon aşamasından temelli bir vurgun yapmaktadır. Çocukluk robotlarını izlemek gerek; izlerken de sinemanın dibine vurmamak gerek. Yoksa ben de bu filmi değil de Hollywood estetiğini eleştirebilirim. Son olarak Optimus Prime’a selamlar ola…

Mehmet Emin Yıldırım

Meyproduction@gmail.com

20 Haziran 2009 Cumartesi

"M.E.Y"In Seyir Defteri- The Last House On The Left (Soldaki Son Ev)

---The Last House On The Left (Soldaki Son Ev) ---

Yönetmen: Dennis Illiadis

Senaryo: Wes Craven

Oyuncular: Garret Dillahunt, Michael Bowen, Joshua Cox, …

Konu: Collingwood ailesi tatil için bir dağ evine giderler. Ailenin kızı Mari, eski arkadaşı Paige’in yanına gider.

Fakat bir çete tarafından iki arkadaş kaçırılır ve Mari ellerinden kurtulmaya çalışırken vurulur. Çete üyeleri kendilerine sığınacak bir ev ararken tesadüfen Mari'nin ailesinin evini bulur. Herşey ortaya çıktığında failler kurban durumuna düşecektir.

The Last House On The Left, 1972 tarihli, Wes Craven imzalı kült korku filminin yeniden yapımı.

Sonuç: 7,2 Puan. (Puanlamaya yeniden geri döndüm.) Yaz ayında sinemalar ucuzluyor, izleyici sayısı azalıyor. Önemli filmlerin Türkiye giriş tarihleri ya da Hollywood aksiyonlarının yaz aylarına denk geliyor olması rahat rahat klima altında çok fazla ses, gürültü ve koku olmadan istediğimiz filmi izlememize hayli yardımcı oluyor. Filmi izlediğim yer Antalya Cinebonus 6. Salon; başıma ikinci kez gelen 16/9 ya da sinemaskop film gösterimlerinin 4/3 gösteriliyor olması nedeniyle 6.Salon projeksiyonunda büyük bir sorun olduğunu söyleyerek konuya giriyorum. Cinebonus yetkililerine de en kısa zamanda şikâyette bulunacağım. Uninvited filmini de bu enteresan film formatında izlemek zorunda kalmıştım.

Yeniden bir uyarlama film. İki üç yazı önce bahsi geçen gerilim filmleri klişelerinin bünyemize verdiği bağışıklık nedeniyle; etkileyicilik sorunu yaşamaları beni bu tür filmlere gitmekte ikinci bir seçim planına doğru itiyor hep. İşim gereği elimden geldiğince tüm vizyon filmlerini izlemeye çalışıyor olsam da ismi geçen bir çok gerilim adında çocuk filmi bu alanda film seçerken bana bir miktar zorluk çıkarıyor. Bu sefer ise reklam ve fragman dünyasından Soldaki Son Ev filmini direk bir seçimle düşünmeden ve ikinci bir alternatif sunmadan izlemiş bulundum.

Çok söz ve kısası; klişesiz, etkileyici bir konuya sahip, giriş ve gelişme kısmı çok detaylı sonuçta ise biraz sakinleşen çok fazla germese de konusu itibariyle ilgi çekerek sıkmadan ilerleyen bir film ile karşı karşıyayız. Bu filmi izleyin diyorum; beğenmesiniz de izlemedim demeyin. Cepte bulunsun, sinemalar kapanmasın...

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Yedi Yaşam

--- Seven Pounds ( Yedi Yaşam)---


Yönetmen: Gabriele Muccino

Oyuncular: Will Smith, Woody Harrelson, Micheal Ealy, ...

Konu: Her şey yedi isimden oluşan bir listeyle başlıyor: Ben Thomas, Holly Apelgren, Connie Tepos, George Ristuccia, Nicholas Adams, Ezra Turner ve Emily Posa. Tek ortak noktaları, her birinin bir dönüm noktasına ulaşmış ve umutsuz derecede –maddi, manevi ya da tıbbi—yardıma muhtaç olmalarıdır.

Hiçbiri, Ben’in kefaret planını uygulamak için her birini teker teker seçtiğinden haberdar değildir. Ama hayat dolu bir kalp hastası olan Emily Rosa (Rosario Dawson), Ben’in olanaksız sandığı bir şey yaparak planın gidişatını değiştirir: Yakınlaştığı Ben’in dünyaya bakışını altüst eder.

Sonuç: 7.6 Puan... İzlenebilir Film... Güzel bir öykü olduğu yadsınamaz bir gerçek. Yedi kaybedilen dünya hayatı ve tersine kurtarılmaya çalışılan yedi hayat. Filmin özel ama sıradan konusundan öte Will Smith'in oyunculuğuna değinmek gerekiyor. Umudunu Kaybetme (The Pursuit of Happyness) filmiyle yakınlaştığı drama oyunculuğu yapısına bir artı puan daha ekleyerek dram- aksiyon film dengesini korumakta ısrarcı olan Smith; Hancock ve I'am Legend filmlerinden sonra bir drama ile yeniden karşımızda. Bu adam gerçekten de aranan bir adam oldu; rengine bakmadan Will Smith'i izleyin, çok kurcalamazsanız filmi seveceğinizden eminim...

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Gran Torino

--- Gran Torino---

Yönetmen: Clint Eastwood

Oyuncular: Clint Eastwood, Christopher Carley, ...

Konu: Walt Kowalski (Eastwood), eşi yeni vefat etmiş bir Kore savaşı gazisidir. 50 yıldır yaşadığı Detroit'teki sokağının uzakdoğulular tarafından “işgal edilmesi”nden rahatsız olan, huysuz, ırkçı ve yanlızlığı seven bir kişiliktir Walt. Thao isimli bir Hmong (Güneydoğu Asya’dan gelen bir ırk) genci, vahşi çete başı kuzenini etkilemek için yan komşusu Walt’ın 72 model Ford Gran Torino’sunu çalmaya kalkışınca Walt tarafından yakalanır.

Thao’nun Gran Torino’yu çalmaktaki başarısızlığını cezalandırmak için Thao’ya sert bir ziyarette bulunmaya karar veren çete, Walt ve Walt’un çiftesi tarafından geri tepilir. Aslında Walt’ın amacı Thao’yu kurtarmak değildir, çete üyelerinin çimlerine basmasına sinirlenmiştir.

Günler geçtikçe diğer Hmong aileleri şükranlarını gösterebilmek için Walt’ın verandasına türlü hediyeler bırakır ve Walt’ı evlerine davet ederler. Zaman ilerledikçe bir zamanlar varlığına dayanamadığı “çekik gözlü”lerle kendi ailesinden daha çok ortak yanı olduğunu fark eden Walt, ayrıca Thao ile kendi evlatlarıyla yaratamadığı bir baba-oğul ilişkisi oluşturur. Fakat Thao’yu terörize eden çete bir türlü Thao’nun ve ailesinin peşini bırakmaz. Bu arada Walt’un çeteyi alaşağı edebilmek için kendi planları vardır.

Sonuç: 8.1 Puan... İzlenmeli Film... Ne kadar hayransı bir bakış açısı ile baksam da filmin ortalarına doğru bir estetik ritim kopukluğu olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Belirli bir sınırlama içerisinde düşünürsek; Clint Eastwood oyunculuğunu değerlendirmek için biraz Grotesk, Stanis ve aktör stüdyo modellerine teorik olarak göz atmamız gerekecek. Çünkü Clint Eastwood bu filmde avam bir izleyicinin “Evet- güzel oyuncu” diyebileceği kadar basit bir oyunculuk sergilememiştir. İtici karaktere daha da itici sinematografik kural bozan kamera hareketleri ve biçimsel estetik bilinç yıkımları ile eski yeşilçam film karakterlerinin yapısında olduğu gibi şirinsi bir abartı modeline başvurarak yaklaşmıştır. O yüzden iyi bir oyunculuk sergilemiştir ama bildiğimiz iyi bir oyunculuk değil.

Film; kendi minimal yapısı, göndermeleri ve estetik seçimin sınırladığı öyküleme tekniği ile her dile her göze hitap ediyor. İzleyin; öykü anlatımındaki karakterleştirmenin; nasıl karakter olmağa dönüştüğüne tanık olun...

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Şampiyon

--- The Wrestler (Şampiyon)---

Yönetmen: Darren Aronofsky ( Pi, Requiem for a Dream, Diptekiler (Below), The Fountain)

Oyuncular: Mickey Rourke (Angel Heart, Once Upon a Time in Mexico, Man On Fire), Marisa Tomei, Evan Rachel Wood

Konu: Randy, artık okul ve müsamere salonlarında dövüşerek geçinmeye çalışmaktadır. Özel hayatında başarısız, kızıyla arası kopuk bir adamdır. Hayranlarının sevgisiyle hayata tutunur.

Bir karşılaşma esnasında kalp krizi geçirince, doktoru bir daha güreşmemesi gerektiğini söyler. Tezgâhtar olarak işe girer, kızıyla ilişkisini düzeltmeye başlar. Ancak bir süre sonra ringe geri dönmeye karar verir.

Sonuç: 8 Puan... İzlenmeli Film.
Öykü anlatımı göz önünde bulundurulunca sinema hep tek ayağı üzerinde durmak zorunda kalıyor. Öykü anlatımı işin yalnızca bir kısmı. Sinemanın senaryoyu görselleştirmesinden öte; senaryosunu en başından görsel kurması ve çekim planlarını bu mantık çerçevesinde takipçisine; bir sanat dalının titizliğinde sunması gerekiyor.

Sinema; film perdede izleniyor diye değil; çekim aşamasında yönetmen meyilli düzenleniyor olmasından dolayı; sanattır.Aksiyon kamera ve one- take( plan-sekans) seçimlerine; prodüksiyon aşamasının etkisi göz önünde bulundurulmadan yorum yaparsak; "artık Cannes dahil tüm festivallerde sinema-sanat- hakikat bağının izlerine sinematografik olarak rastlamamız zor gözüküyor" diyebiliriz. (Entre Les Murs- Sınıf filmine bakınız.)

Oyunculuk ve Mickey Rourke reklamıyla isminin altını sıkıca dolduran Wrestler filmi öykü anlatımı, içeriksel seçim, sinematografik seçim ve estetik kurgulanım açısından göz dolduran bir film... Nicholas Cage'nin elinden aldığı rol ile; fizik ve ruhsal yapısını birleştiren Mickey tek başına bir tragedya gösterisi ile filmi alıp götürüyor. Nokta şurada aslında; Ben Stiller'in Tropic Thunder (Tropik Fırtına) filminden ilham alarak söyleyecek olursak; bir güreşçiyi oynayacak olursan asla bir güreşçi olmayacaksın. Bir gay oynarsan da asla tam bir gay olamazsın, olursan alamazsın (Ödülü). (Milk- Sean Penn)

Bu entrasan sözlerin ışığında; özel izleyicilerin zaten kaçırmayacağı; genel izleyicinin de fikir babında karşı duramayacağı güçlü bir sinema eserini tanıtmış olduk...

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Fast&Amp; Furious (HıZlı Ve ÖFkeli 4)

---Fast and Furious- Hızlı ve Öfkeli 4---

Yönetmen: Justin Lin (Fast and Furious- Tokyo Drift)

Oyuncular: Vin Diesel, Paul Walker, Michelle Rodriquez

Gösterim Tarihi: 4 Nisan 2009

Konu: Yeni yaşanan gelişmeler onları Los Angeles'a geri getirmiştir. Sokaklarda yeni suçlular türemiştir ve kaçak yaşayan eski dolandırıcı Dom Toretto (Vin Diesel) ile ajan Brian O'Conner (Paul Walker) ortak düşmana karşı birlikte hareket etmeleri gerekmektedir.

Düşmanı yok etmek için ikilinin artık birbirlerine güvenmeleri lazımdır ve bu güven oluşmaya başlar. İntikamlarını almak içinse en büyük güçlerini bir araya getirirler; yeni araba modelleri ve orjinal parçalarıyla limitleri zorlayan hızlara ulaşmak...

Sonuç: Açılış sekansı ve ilk yirmi dakika içerisinde estetik ve konu itibariyle aksiyonel bir yapının dengesini tutturabilecek bir film diye geçirdim içimden. Sonuna kadar efekt ve gözümüzün yakalayamayacağı kadar hızlı ardı ardına resimler her zaman seyirciyi başka şeyler düşünmeye iter. Çünkü göz araba kazası sahnesinden tutun da, bir adamın kafasının kopmasına kadar tüm acımasız gerçekleri görmek ister. Biz gözümü kapatabiliriz, ama film yapımcıları olayı net olarak göstermelidir. Ardı ardına birer saniyelik beş resimden çok, tek bir beş saniyelik görüntü seyirciyi her zaman daha çok filmde tutacaktır. İşte Fast and Furious 4 bunu yapabileceğini en başından belli etmişti.

Filmin gelişme kısmına gelinince sonuç kısmının bir araba yarışına bağlanabilmesi için ne yazık ki iki- üç sahte sonla karşılaşıyoruz. Film birçok kez black screen efekti ile kapanıyor; bitecek derken yeniden yarışın yapılabilmesi için kafadan kurmacalarla aksiyon üretiveriyor. Ne de olsa bu bir aksiyon filmi ve daha önce üç tane daha kendisi gibi filmlere sırt dayamış; o yüzden finali bir araba yarışıyla bitirmemiz gerekiyor. Filmin kısaca sorunu şu: Estetik ve senaryo temelli güçlü kurgu; aksiyonel kapitalist tavır yüzünden sekteye uğruyor. Biraz daha denge işimizi görebilir; her açıdan tatmin olacağımız güçlü bir aksiyon izleyebilirdik.

Bir Tokyo Drift kadar olmasa da; yine takipçilerinin kaçırmaması gereken bir film. Bize işin edebiyatı düşüyor; siz bana bakmadan en iyisi işin görsel sanat tarafından bir yaklaşıverin...

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Man Of The Year (YıLıN BaşKanı),

--- Man Of The Year (Yılın Başkanı)---
Yönetmen: Barry Levinson (Rain Man, Good Morning Vietnam)

Oyuncular: Robin Williams, Christopher Walken, Laura Linney, ...

Konu:Politikacıların tüm ciddiyetleri ile son derece ciddiyetsiz politikalar güttükleri günümüz dünyasında, ciddiyetten uzak bir komedyen Amerikan başkanı olursa ne olur?

Temel olarak bu sorunun cevabı olarak ilerleyen filmde, Tom Dobbs, kızgın halkın sesi olarak politikacıları iğneleyen bir talk şov programı yapmaktadır. Bir gün yaklaşan seçimlerin de etkisi ile aklına çılgınca bir fikir gelir. Başkanlık seçimlerinde kendisi de aday olacaktır.

Çevresindeki insanların da desteklemesi ile birden hiç beklemediği bir halk kitlesini arkasında bulur ve... Artık Amerikan Başkanı'dır!

Sonuç: Teorik ve pratik anlamda geliştikçe; tecrübe ve iş ortamının da desteği ile; bir zaman sonra eğer zamanınız kısıtlı ise ve film izlemekten para kazanmıyorsanız (nasıl olacaksa) her filmi izlerim mantığından biraz uzaklaşıyorsunuz. Bu durumlarda birkaç alternatif film tutuyorsanız elinizde; hangisi sorusuna cevap ararken; ilk önce yönetmenin işlerine bakın. Eğer daha önce sizi çekebilen bir filmi bir kez dahi olsa yapabilmişse bu yönetmen; bu filmi izleyebilirsiniz. Yönetmen işi yeterli değilse; ikinci olarak sevdiğiniz bir yazara, üçüncü olarak İMDB puanına, dördüncü olarakta oyuncu performanslarına göz atın. Lütfen direk olarak; sinema siteleri puanlamarına, hele ki tek bir kültürün puan verdiği genellemelere bakmayın; yanılırsınız...

Man Of The Year filmi Robin Williams'ın son derece yüksek bir pratik zekaya sahip komedyeni oynamasından tutun, inanılmaz güçlü repliklere, zekice kelime oyunlarına, sıradan da olsa takip edilebilir konusunun sıkıcı olmayan vakit alabilirliğine yüksek puan vermek gerekiyor. Bir önceki paragrafı; düşünen beyinlere bırakıyor, şüpheye düşmeden izlenebilecek iki filmi elimizde tutmak dileğiyle görüşmek üzere diyorum.

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Painted Veil (Duvak)

--- Painted Veil (Duvak) ---

Yönetmen: John Curran (We Dont Live Here Anymore)

Oyuncular: Edward Norton, Naomi Watts, ...

Konu: Walter (Edward Norton) ve Kitty (Naomi Watts)'nin bir süredir devam eden evlilikleri, Kitty'nin kendisini hiç mutlu hissetmemesi nedeni ile çatırdamaktadır. Mutsuzluğu, ilgisinin başka bir erkeğe kaymasına neden olur. Karısının sadakatsizliğini farkeden Walter, ondan intikam almaya kararlıdır. Ama bunu bildik yollardan yapmayacaktır. Çin'in ufak ve ölümcül kolera salgınından kırılan bir köyünde doktorluk yapmayı kabul eder. Kitty'nin ise onunla gitmekten başka şansı yoktur. Ölüm ve yaşam arasındaki sınırın incecik olduğu bu köye yaptıkları yolculuk, kendi ilişkileri için de bir dönüm noktası olacaktır.

Sonuç: Aklı başında olmayan bir kıza hızlı bir evlenme teklifi ve sonuç: Sadakatsizlik. Ayrılma temasıyla açılış yapan film; daha sonraları aslında biraz flört etseler çok sağlam temelli bir ilişkiye sahip olacaklarını gördüğümüz iki çiftin birbirlerine (kızın erkeğe) yeniden aşık olmalarını hikaye ediniyor. Eğer bu kız gerçekten hafif bir meşrebe sahip olsaydı; filmin sonundaki teklife evet diyebilirdi; ama kızımız o zamanlar ne yazık ki; aşkı, heyacanı ve yaşının getirdiği o saflığı başka bir erkekte bulabiliyor.

Kadın ve erkek arasındaki düşünsel farklara ince nüanslarla dokundurma yapılıyor filmde. Erkek genelde ilişkiyi hayatına bir düzen getirmek için isterken; kadın tatmin olabileceği duyguların hissi artışını sağlamak için evet diyebiliyor. Filmin bir açılımı da çiftler arasındaki yaş farkı. Tecrübe kavramının iki eşit kapasite zeka birimi için bile aynı açılımlara sahip olmadığını düşünürsek; kadın ile erkek arasındaki yaş farkının çok fazla olmaması bir ilişkinin hayıra alemeti için önemli...

Estetik yaklaşım ve işlediği konunun etkileyeci unsurlarının fazlalığı nedeniyle kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Sadakatsiz, genç ve güzel bir kadın için Naomi Watts, yakışıklı ama işkolik bir adam için Edward Norton kast eşlemesi sonuçlarını da sizin takdirinize bırakıyorum...

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Underworld: Rise Of The Lycans

---Underworld: Rise Of The Lycans (Karanlıklar Ülkesi: Lycan'ların Yükselişi) ---

Yönetmen: Patrick Tatopoulos

Oyuncular:
Micheal Sheen (Frost/Nixon) , Rhona Mitra, Bill Nighy, ...

Konu: Karanlıklar Ülkesi destanının üçüncü bölümü geçmişe gidip Ölüm Tacirleri olarak bilinen aristokrat Vampirler ile yırtıcı bir kurt adam türü olan barbar Lycan’lar arasındaki çatışmanın kökenine iniyor.

Sonuç: Bir üçleme daha hikayesini tam anlamıyla kavratmak için zamanda geriye döndü. Lycan'lar akıllarını az kullanan, güçlü, hızlı ve yırtıcılar, teknikten öte kaba kuvvete meyilliler. Vampirler ise akıllı, daha narin ama dövüş teknik kapasiteleri yüksek varlıklar. At üstünde olmalarını büyük bir avantaj olarak kullanıyorlar. Matrix'teki makineler gibi; insan ırkının aristokrat ve zalimce davranışlarından kurtulup çok güçlenen bir ırk olabilme benzetmesini Lycan'lar için de yapabiliriz. Aslına bakarsanız Lycan ve Vampir ayrımını bütün sınıfsal çatışmalarda yerli yerine oturtabiliriz.

Birinci ve ikinci filmlere oranla daha fazla yakın çekim, daha detaylı savaş sahneleri görüyoruz. Aksiyon filmlerini estetik olarak değerlendirme tuzağına düşmeden, konusal olarakta daha fazla lagaluga yapmadan aksiyon severlere filmi izlemelerini tavsiye ederek ortadan kayboluyorum.

--- Hunger (Açlık) ---



Yönetmen: Steve McQueen

Oyuncular: Michael Fassbender (300- Stelios), Stuart Graham

Konu: IRA ile ilgili olarak çekilmiş filmde, Bobby Sands (Micheal Fassbender)’in insanlık dışı muamelelere maruz kalışındaki sertliği adeta yaşıyorsunuz. Diyalogsuz sahnelerin vuruculuğu ile başlayan film, tüm filme yayılan dehşetli gerçeklik duygusu ile izleyeni kavrıyor. (Beyazperde Konusu- Yorum mu? Konu mu?)

Sonuç: Hunger filmi; sinematografik olarak; içeriğin dile gelmesini destekleyebilecek harika bir estetik dizayn oluşturmuştur. İçerik olarak seçilen konu ve anlatımı biçimsel olarakta desteklenerek; içerik ve özün dengesi sağlanmaya çalışılmıştır.

Sıkı bir izleyim deneyimi olabilecek; sıkı bir proje. Entelektüel dışavurum deneyimler için birebir. Ama ben hala senaryo kurgusal evreninin başlangıcının yanlış yerlerden kıvılcım aldığını düşünüyorum. Sıkı sinemacılar izleyecek ve anlayacaklar...

Mehmet Emin Yıldırım

meyproduction@gmail.com

"M.E.Y"In Seyir Defteri- Marley ve Ben

--- Marley and Me (Marley ve Ben)---


Yönetmen: David Frankel (The Devil Wears Prada (Şeytan Marka Giyer) )

Oyuncular: Owen Wilson, Jennifer Aniston

Konu: Hayvan sever yeni evli çift John (Owen Wilson) ve Jenny (Jennifer Aniston), çocuk yapmadan önce köpek almaya karar verirler. Efsanevi müzisyen Bob Marley'nin ismini alan küçük yavru köpekleri hemen büyümüştür. Ancak Marley eğitimine cevap vermemektedir ve sahiplerinin emirlerini hiçbir zaman uygulamaz. Gün geçtikçe Marley evi mahvetmeye başlar. Bir ailenin iyi bir ders aldığı sevimli ama bir o kadar da hınzır köpeğin komik ve keyifli hikayesi.

Sonuç: Her ne kadar göze sevimli gelselerde; hikaye anlatımlarını tam anlamıyla destekliyemiyorum. Neden sinema? Gerçekten bir edebi eser de insanı kimi zaman sinemada olduğu gibi etkiliyebiliyor. Değil arkadaşlar; sinemacılar, sinema yapan ve sinema yapacaklar; eleştirmen ve yazarlar; öykü anlatmak sinema değil. Sinema ustanın çırak ile, aşığın maşuk ile, için dış ile konuşması için ayrılan iki saatlik süredir. Lütfen yalnızca öykü anlatmayın; sinematografi ve içerik için bırakın tüm deneyimleriniz senaryonuza yön versin. Senaryonuz son aşamada güçlü tümdengeliminizle zaten başı sonu olan bir öykü anlatacaktır. Etkilemek istediğiniz halk; yönlendirilmeyi sevmez, siz sizi ve hakikatinizi ortaya çıkartın; o zaman halk için olacaktır yaptığınız sanat.

İki saatinizi değerlendirmek için; türe tür denk gelen müzik ve edebi eseri kullanın; merak etmeyin birçok öykü anlatımı sinema eserinden daha çok zevk alacaksınız. (Ör: Loreena McKennitt- Dan Brown, Jean Christophe Grange)

Bu yazıdan sonra; iki saatinizi hoş tutabileceğiniz bir filmle karşı karşıya olduğumuz apaçık. Hem hakkını vererek selamlaştığımız; hem birçok kişiye öykü anlattığımız hem de sinematografik unsurları tavana vuracağamız zaman yakındır. Şimdilik öykü izlemek zorundayız.