4 Ocak 2012 Çarşamba

Mehmet Emin Yıldırım ile “Senaryo Atölyesi”


 Mehmet Emin Yıldırım ile “Senaryo Atölyesi”


Atölye Tarihi: 12 Aralık 2011- 13 Ocak 2012
Uygulamalı Ders Saati: 45 Saat
Takvim:Hafta İçi Üç Gün 3 Saat (Gece ve Gündüz)
Hafta Sonu 4 Saat (Gündüz)
* Atölye öğrencilerine ve eğitmene uygun olmak koşuluyla program yeniden düzenlenebilir.






Atölye Genel İçeriği:
      • Görsel Fikir
      • Edebi Fikir ve Görsel Fikir Farklılıkları
      • Edebi Fikir Taslağı Olarak Senaryo:
        • Senaryo Yazımın Temel Prensipleri
        • Öyküleme ve Anlatı Teknikleri
        • Sinema ve Edebiyat Benzeşkesi
        • Olay ve Durum (Hal) Sineması
        • Olay Örgülü Öyküleme Tekniği
          • Sinema ve Mit
          • Sinema ve Epik Anlatı
          • Sinema ve Drama
          • Olay Örgülü Klasik Anlatı
          • Klasik Akım (Main Stream) Filmleri ve Yönetmenleri
        • Minimal Olay Örgülü Öyküleme Tekniği
          • Durum Öyküleri (Cehov, Gorki, Hemingway)
          • Durum Öykülerinin Görsel Aktarımı
          • Durum Öykülemesine Örnek Teşkil Eden Filmler
          • Minimal Olay Örgülü Film Yönetmenleri
        • Olay Örgüsüz Öyküleme Tekniği
          • Kolaj Filmler
          • Görsel Taslak Üzerinden Anlatı
          • Olay Örgüsüz Filmler ve Yönetmenleri
      • Görsel Fikir Taslağı Olarak Senaryo:
        • Senaryosuz Film
        • Durum ve Olay Öykülerinin Aşkınlığı
        • Görsel Biçimleme; Metafor, İmge ve Simge Aşamaları
        • Görsel Düşünce+ Görsel Sinema Fikri Uygulaması
      • Senaryo Yazımı
        • Edebi Fikrin Görsel Fikire Aşkınlanması
        • Klasik Senaryo Disiplini
          • Sinopsis
          • Tretman
          • Sıralı Tretman
          • Senaryo Oluşumu
          • Olay Örgülü Öyküleme ve Durum Hikayelerinin Karakterleri
          • Diyalog Yazımı
          • Bakanlık Başvuruları İçin Senaryo Örnekleri
          • Uzun Metraj ve Kısa Metraj Film Senaryo Farklılıkları
          • Önemli Örnekler ile Uzun Metraj Film İncelemeleri
      • Senaryonun Görsel Vizyonu
        • Mizansen Kurgulama
        • Sahne Sanatları ve Kompozisyon İlişkisi
        • Senaryo Dışında Film Karakteri Yaratımı
* Ders içeriği eğitmen ve öğrencilerin uzlaşması halinde öncelik sırasına göre yeniden düzenlenebilir.
Derslik Adresi:
Abide- i Hürriyet Cad. Günaydın Apt. No: 34 Kat:2 Daire No: 5 (Aselsan, Şişli Polis Merkezi Amirliği Karşısı)
Osmanbey- Şişli/ İstanbul
Ön Başvuru ve Detaylı Bilgi İçin:
0505 8513051- 0535 5607194
http://www.facebook.com/parasinema (Mehmet Emin Yıldırım)
* Mehmet Emin Yıldırım’ın özgeçmişi, yazı ve filmleri için:
* Kontenjan; özel ders mahiyetinde gerçekleşek dersler için ciddi anlamda sınırlıdır.
* Etkinlik ücretlidir…

Mehmet Emin Yıldırım ile "Sinema ve Tarkovski" Seminerleri



 Tarkovski’nin Kullanım Kılavuzu
Bir yönetmen, bir film yönetmeni, bir filmde yönetmen sıfatıyla varolan kişi nedir, kimdir?
Sanatçı, yaptığı pratik işin basit anlamda ne olduğu önemli olmayan o koca hakikat arayışçısı (bulucusu) kimdir, nedir?
Bir film; içeriğinde taşıdığı senaryosu, görüntü teknik yönetimi, ses düzenlemeleri ve uygulayıcı oyuncuları ile oluşturulan bir kolaj mıdır, yoksa bu her birim kendi iç özütlerini kendi potalarında eriterek bir bütünün dışa çıkmasını sağlayan aracılar mıdır?
Bir film; evren- varoluş- kısaca Tanrı ile birlikte çekilebilir mi? Yoksa bu koca kozmik düzen, yönetmeni bir aracı olarak kullanarak kendi filmini mi çekmektedir?
Sinema sanatı en sade bakış açısıyla nedir, kimdir, nereye evrimleşmektedir?
Soru sormadan yola çıkmayalım. Ama ne zaman duracağız! Sorularımız bitecek mi?
Madem derdiniz Tarkovski’ye kadar ulaşmış o zaman aslında her sorunun yeni bir sorunun kıvılcımı olduğunu biliyor olmalısınız!
Eeee…
Tarkovski:
İsmini samimiyetimden dolayı uzatıp yazmadığım hıristiyan kültürünün güzide sanatçısı.
Sinema dünyasına (evrene) kuantlar boyutunda yön vermiş büyük usta.
Sinema eseri ortaya koyduğu için, yani bir yönetmen olduğu için değil bir marangoz da olsa kendi hakikatinin peşinde bir ömür tüketmeyi göze almış olduğu için; güzel insan.
Gelin biraz keşife çıkalım?
Bırakın zihninizi kurcalayan, tam olarak nereye ulaştığı belli olmayan işe yaramaz kavramlarınızı. Bırakın entelektüel yeleklerinizi. Bırakın sonu gelmeyen sol lob aktivasyonu detaycılığı. Tüme varmaya gidiyoruz, tümden gelerek…
Neden mi?
Çünkü; bir sinema filmi; hem biçim, hem de içeriğiyle bir tüm- bütündür. Parçalara ayrılamaz. Ve ancak bir bütün; bütünün kendisi olarak deneyimlenebilir.
Bakın anlamdırılabilir ya da kavranabilir demiyorum. Çünkü sinema bir anlamdırma, yeniden kavrama operasyonu değildir! Bu araçlar terkedilmesi gereken öncül yöntemlerdir; kişisel yolculuklarda…
Deneyimlenebilir diyorum ama bir süreç olarak olarak da değil; 1+1=1 olarak Tarkovski’nin Nostalgia’sındaki gibi.
Kendisinin kendisi olarak diyorum yani…
Tarkovski’yi nerede okumuş, nerede duymuş, nerede üzerine çalışmış, nerede görmüş olursanız olun buyrun gelin.
Tarkovski izlemiş olmak yetmez. Tarkovski izlemiş ve okumuş olmak yetmez. Tarkovski izlemiş, okumuş, üzerine yazmış, üstüne film yapmış bir yönetmen olmak da yetmez.
Tarkovski izlemiş, okumuş, yazmış, üstüne Tarkovski gibi “ilkeleriyle” film yapmış bir özdeş gerek size. Onun gibi korkmadan, kendi “ilkelerini” evrenle birlikte harekete geçirmiş bir özdeş gerek size.
Kısaca Tarkovski gerek size…
Aslında; Tarkovski’den de geçmiş eski bir özdeş gerek size…
Yoksa merkezinden kopamadığın bir çemberinin yarıçapını nasıl tanımlarsın, olacak iş mi? Değil mi?
Gelin Tarkovski’nin özdeşi olun. Hiç yaşamadığınız bir deneyimi tadın. Dışarıda kalmış felsefi yorumlarla değil, alakasız edebi benzetmelerle değil, sorgulanmadan kullanılan dini yorumlarla değil, gelin kendisiyle izleyin Tarkovski’yi.
Gelin özdeş olun, özdeşten kurtulup siz- sen- ben olun.
Gelin ilk önce Tarkovski, sonra kendiniz olun…
Gelin sinema olun.
Var mı sorusu olan?
Mehmet Emin Yıldırım ile “Sinema ve Tarkovski” Seminerleri
Atölye Tarihi: 11 Şubat- 17 Mart 2012
Uygulamalı Ders Saati: 45 Saat
Takvim: Hafta İçi Üç Gün 3 Saat (Gece ve Gündüz)
Hafta Sonu 4 Saat (Gündüz)
* Atölye öğrencilerine ve eğitmene uygun olmak koşuluyla ders programı yeniden düzenlenebilir.
Atölye Genel İçeriği:
  • Tarkovski ve Din
  • Tarkovski ve Metafizik
  • Sinema ve Din (Metodolojisi ile İslam Tasavvufu Yaklaşımı)
  • Sinema ve Zaman
  • Zamansızlık Disiplini ve Kuant Dünyası
  • Sinema ve Mekan
  • Sinemada Mekansızlık Algısı
  • Sinema ve Görsel, İşitsel Deneyim
  • Sinema ve Oyunculuk (Stanislavski Yöntemi ve Tarkovski Eleştirisi)
  • Sinema Filmlerinde Görüntü Birimlerinin Analizi
  • Ses Birimlerinin Sinema Üzerine Direkt Etkileri
  • Sinema ve Montaj
  • Sinema ve Sanat (Müzik, Mimari, Resim, Heykel- İçerik ve Biçim Ayrışması)
  • Sinemada Montaj ve Sergey Eisenstein
  • Sinemada Montaj ve Andrei Tarkovski
  • Sinemada Montaj ve İnsani Duygu- Jean-Luc Godard- Robert Bresson
  • Sinema ve Filosofya- Zihin Felsefesi
  • Tarkovski- Ingmar Bergman- Robert Bresson- Michelangelo Antonioni Benzerlik ve Farklılıkları
  • Tarkovski ve Türk Sineması
  • Tarkovski ve Yeni Türk Sineması Ekolü (Pratik Örnekler)
  • Tarkovski- Semih Kaplanoğlu- Nuri Bilge Ceylan – Zeki Demirkubuz- Reha Erdem Benzerlik ve Farklılıkları
  • Tarkovski ve Mit- Kültür- Toplu Bilinçaltı
  • Tarkovski ve Mehmet Emin Yıldırım (Hıristiyan ve Müslüman Kültür Farklılıkları)
  • Sinema, Sanat ve Hakikat Problemi
  • Sinema ve Otör Yönetmenin Bireysel İlkesi
Ders İçeriği Taslağı:
3 Saat: Tanışma, Tarkovski ve Din, Tarkovski ve Metafizik, Tarkovski ve Din Metodolojisi
3 Saat: Tarkovski’nin Kısa Metraj ve Orta Metraj Filmlerinin İncelenmesi
      • Ubiitsy- Katiller (1958) (Tarkovski 26 Yaşında)
5 Saat: Tarkovski’nin İlk Uzun Metraj Filmi - Ivanovo detstvo- (Ivan’ın Çocukluğu) İncelenmesi
5 Saat: Tarkovski’nin İkinci Uzun Metraj Filmi- Andrey Rublyov- (Andrei Rublev) İncelenmesi
5 Saat: Tarkovski’nin Üçüncü Uzun Metraj Filmi- Solyaris (Solaris) İncelenmesi
5 Saat: Tarkovski’nin Dördüncü Uzun Metraj Filmi- Zerkalo (Ayna) İncelenmesi
5 Saat: Tarkovski’nin Beşinci Uzun Metraj Filmi- Stalker (İz Sürücü) İncelenmesi
5 Saat: Tarkovski’nin Altıncı Uzun Metraj Filmi- Nostalghia (Nostalji) İncelenmesi
5 Saat: Tarkovski’nin Son Filmi- Offret -(Kurban) İncelenmesi
4 Saat: TarkovskiFilmlerinin Son Değerlendirmeleri ve Filmlerin Yeni Bir Film Yapımına Yöntem Sağlayacak Pratik Sürecinin İncelenmesi
* Ders içeriği eğitmen ve öğrencilerin uzlaşması halinde öncelik sırasına göre yeniden düzenlenebilir.
Derslik Adresi:
Abide- i Hürriyet Cad. Günaydın Apt. No: 34 Kat:2 Daire No: 5 (Aselsan, Şişli Polis Merkezi Amirliği Karşısı)
Osmanbey- Şişli/ İstanbul
Ön Başvuru ve Detaylı Bilgi İçin:
0505 8513051- 0535 5607194
http://www.facebook.com/parasinema (Mehmet Emin Yıldırım)
* Mehmet Emin Yıldırım’ın özgeçmişi, yazı ve filmleri için:
* Kontenjan; özel ders mahiyetinde gerçekleşek dersler için ciddi anlamda sınırlıdır.
* Etkinlik ücretlidir…

27 Aralık 2011 Salı

Yeni Kısa Metrajlı Filmim- Tanrı (God)



Mert (29) ailesinin maddi durumu yeterli olduğu için iyi eğitim görmüş, çocukluk ve gençlik yıllarını birçok yaşıtına göre rahat geçirmiştir. 2007 senesinde Mersin'den İstanbul'a, okulunu okuduğu kontrol mühendisliği mesleğini yapabilmek için taşınmıştır. Şu sıralar üniversiteden arkadaşı Enis ile aynı evde kalmaktadır.

Mert son bir senedir, tarif edemediği bir boşlukla yüzleşmektedir. Kız arkadaşı, ailesi, arkadaşları bu konuda kendisine yardımcı olamamıştır. Boş vakitlerinde, bir bankta oturup, kendini sorgulamakta; daha iyi olması gerektiği moralini kendi yöntemleri ile düzeltmeye çabalamaktadır. Aslına bakarsanız; elinden tutup, problemlerini düzeltecek bir güç arayışındadır Mert.



Acaba Mert, aradığı bu tanımlanamaz gücü bulabilecek midir?  


Filmin Trailer'ı: http://www.youtube.com/watch?v=Z6FB1TpOiPc&feature=youtu.be

14 Aralık 2011 Çarşamba

Ingmar Bergman- Tystnaden ( The Silence)


Sessizliğim

Winter Light filminin üzerimde çok büyük bir etkisi vardır. Yoğun teorik çalışmalarım ve iş arama (reklam yazarlığı) çabalarımın denk düştüğü zamanlarda yorumlamak ve üzerine düşünmek için sıra WinterLight filmine gelmişti. Bergman'ın Triloji (üçleme) yapısını bilmeme rağmen, biraz araştırma yaparak, üzerine çalıştığım konulara daha yakın olduğunu düşündüğüm ikinci filmden izlemeye başladım seriyi. Filmin üzerine de bir yazı yazmıştım.

En önemlisi; Adam filmimi Winter Light'ı izledikten sonra çekmeye karar vermiş olmam.  Filmin minimal olay örgüsü ve film fikri kabul ettiği "Tanrı Arayışı" teması gözüme çok hoş gelmişti. Önceleri fikrini oluşturduğum Adam filmimi bu filmden yakaladığım güzel duygularla ve depoladığım fazlaca gazla senaryo haline getirip, uygulamaya koymuştum.


Winter Light'ın önemi o yüzden ben de büyüktür.

Üçleme içerisindeki sıraya göre son film olan The Silence ikinci olarak yazmak istediğim film.

Sessizliği biraz bozmaya başlayalım diyorum!

İki Kardeş

Filmin iki kadın karakteri arasında en başlarda pek fazla dışarı (seyirci) vurulmayan bir husumet söz konusu. İki kız kardeş arasında geçmiş zamanlarda yaşanılan kişisel problemler büyük kardeşin hastalığının ciddiyeti içerisinde bile devam ediyor.

Büyük abla, çalışkan, kuralcı, titiz ve mükemmeliyetçi. Çok okuyor, çok yazıyor, eksik, hasta ve güçsüz görünmekten çok korkuyor.

Küçük kardeş; güzel bir yüze ve fiziğe sahip. Arzulanabilecek bir kadın. Dış görünüşüne çok önem veriyor, çünkü zihinsel durumlarda, ablası ile kapışabilecek bir dil- kültür disiplinine sahip değil.

Yani küçük kardeş; ablasının egomanyası altında kaybettiği bireyselliğini bedenine önem vererek, onu çekinmeden halka sergileyerek önemli bir insan pozisyonu kazanmaya çalışıyor.

Çatışmanın temeli; küçük kardeşini her zaman hatalı, eksik ve zavallı laflarıyla büyüten büyük abla yüzünden kopan aile bağlarında.

Yan çelişki/ çatışmalarda ise; kendi insani güzelliğini dış baskı (abla) ortamı yüzünden ortaya koyamamış, erken denecek yaşta evlenmiş küçük kardeşin; ahlaki sınırları zorlamak pahasına kendini gerçekleştirme çabası bulunuyor.

Büyük abla, mükemmel derecede geliştirdiği zihni sebebiyle insanları küçümseyen bir konumda. Ama küçük kardeş, ablasına oranla daha güzel bir dış görünüşe sahip.

Küçük kardeş; ablasının kendisine yetişemeceyeciğini düşündüğü erkekler konusunda daha öne çıkmış. Büyük abla evlenmesi gerekirken, küçük kız evlenmiş.

Büyük ablanın yaşı kemale ermiş, cinsel anlamda tatminsizliği var.

Bunları bir eziklik durumu gibi kavrayan küçük kardeş de ablasına ego noktasında yetişebilmek için bu verileri kullanıyor.

Abla ise kardeşinin kendini kanıtlama çabasını kızın bilinçaltında gördüğü için, halen onu zavallı bir konuma etiketlemekte ısrarcı.

Ve yolculukları sırasında bu iki kardeş ve küçük çocuk kötü ilişkilerini bizlere sunabilecek bir otelde konaklıyorlar...

ABLA FİRARDA

Büyük çevirmen ablamız; babasının (erkekleşme) hastalığını kabullenmiyor. Eksik ve güçsüz olmayı kendine yediremiyor. Kardeşinden gelen, kendi astsubayından gelen yardımları dahi geri çeviriyor.

Kendini hep bir erkişi olarak yetiştirmeye çalışmış. Her işini kendi halletmiş. Güçlü bir zihne ve bedene sahip. Ee doğal olarak da kadın doğasının normali olan cinselliği tatmaktan biraz uzak kalmış.

Tarkovski'nin her filminde ve röportajlarında bahsettiği, modern kadının tuzaklarına yakalanmış. Kadının fedakarlığı, kadının hakikati normlarını kardeşine bakmak uğruna (bahane) geri planlara atmış.

Kadın ve hakikati...

Bu tema önemli yönetmenlerin filmlerinde başat bir noktada bulunur.

...

Modernleşmenin yerleştirdiği yeni kadın tiplemesi, kendine binlerce yıldır yapılan haksızlığa dur diyebilmek için erkek birey gibi davranmaya başlamıştı. Belki doğru bir amaca hizmet ediyordu bu hareket ama kadın kendisine dayatılanın tam tersini yapmak için çıktığı yolda aşırı uçlara ulaşmak yüzünden kan kaybediyordu.

Hem kariyer hem çocuk yapmak fikri nerden çıktı sanıyorsunuz.

Hem kariyer, hem çocuk yapılmasında bir problem yok ama madem bir problem yaşanmıyor, neden o zaman her yerde bas bas bu beylik cümle kullanılıyor...

Hiçbir erkeğin, hem çocuk yaparım hem de kariyer dediğini duydunuz mu!

Zaten yaptığın bir şeyi, zaten olduğun bir şeyi neden dillendiresin.

İşte kadının kaybı ve önemli yönetmenlerin bahsettiği nokta burada...


Kadın yükselmek uğruna, kendi hakikatinin üstüne basmak zorunda kaldı. Halbuki kadın; hem kariyer, hem de çocuk yapabilirdi.

Bu uzun bir süreç tabii, tahmin ediyorum herhangi büyük bir doğa felaketi, savaş olmazsa kadın; toplumdaki eşitliğini sağlayacak ve artık kariyer, çocuk triplerinden uzakta, insanca yaşamayı öğrenecek...

Bu noktaya gelmenin suçu erkeklerindir kabulüm. Ama kadının ego üzerine kurulacak bir yükselmeyi kabul edecek kadar hırslanması sadece kadının eseridir.

İLİŞKİLER

Filmi diğer ikiliden ilişkisiz olarak düşündüğümüzde kadının toplumdaki yerinin sorgulanması ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

Erkekleşen, lüzumsuzca erkeğin en büyük belası egoya tutunan kadın figürünü ve bunu kabul etmeyen eski kafalı, doğanın kendisine atadığı bedeninin cazibesini kullanan geleneksel kadın figürünü görüyorum...

İkisi de kadının hakikati değil. Bu işleniyor.

Birisi yalnız başına ölecek kadar gururlu, diğeri de kendi bedenine yapışacak kadar bencil, iki kadın inceleniyor.

Bir de çocuk var arada.

Hiç anlamadığı dilden konuşan insanlarla ilişki kurabiliyor.

Hem teyzesini, hem annesini hiçbir problem olmadan kucaklıyabiliyor.

Çocuk gibi saf, temiz bakıyor insanlığa.

Oyun oynuyor, çünkü enerjisi var.

Etrafta koşturuyor, çünkü meraklı.

Ee be kadınlar, erkekler diyor Bergman:

Sizin bu çocuktan ne farkınız var!

Nedir bu kompleksler.

Nedir bu sevgisizlik.

Aynı dili konuşup anlaşamamak neden!

SİNEMA

Bergman'ın fotografiyi çok düşündüğü söylenemez. Anlatımını daha çok düşünsel temelde konumlandırıyor. 

Çok ciddi bakarsanız, kendi bireysel özgürlüğünü deneyimleyemeyen bir yönetmenin filmlerinde ışık göremezsiniz.

Kieslovski, Tarkovski, Parajanov gibi sinemacıların görsel aydınlanma fikirlerini, o küçük insani boşlukları yakalayamazsınız.

Analiz, derinlemesine kavrayış, güçlü bir sezgilem görebilirsiniz ama hep bir tıkanıklık bulunur filmlerinde...

Modern insanın aynası durumundadır bu yönetmenler...

Lakin insanlık tarihine DOĞU kavrayışının getirdiği gözden bakacak olursanız; klasik, modern, postmodern insanın handikaplarından ötede, bu akımların oluşturduğu insan tipine bir nefes alma alanı imkanı sunulmuştur.

Yani insanın analizi; ortaya koyduğu küçük düşürücü davranışlardan çıkılarak değil, insanın kendisinin daha üstün olduğu anlayışından çıkılarak değerlendirilir.

Kendi hakikatini unutmuş bir insan; zaten ne yaparsa yapsın, hep bir eksiklik duyacaktır bakışından değerlendirilir.

Bu bakış açısı; sanatın bir kişisel terapi olmaktan çok bir yaratım (aşmak- aşkınlamak) eylemi olduğunu sunmaktadır.

Bergman'ın tüm filmlerinde bu terapistlik fiili görünebilir. Sanki filme dokunacak bir aşkın güç; filmin tüm havasını değiştirecekmiş gibi görünür.

Ben bir seyirci olarak; kendi farkında olduğum problemlerimi yeniden karşımda görmekten çok, problem dediğim şeylerin asıl nedenlerini görmeyi tercih ederim.

Siz ne dersiniz!

14.12. 2011

12 Aralık 2011 Pazartesi

Krzysztof Kieslowski- Dekalog- 10- Komşuna Tamah Etme!


BABA ve Oğulları


Böylesi bir ruhsal tatminiyet ile biteceğini tahmin etmiştim serinin. Diğer filmlere oranla bu filmin metaforik anlatım teması (sujet) daha esnek. Karakterler daha vurdumduymaz, daha hareketli ve daha sempatik...

Diğer seri filmleri; daha ağır (yüksek bilinç) temalardan bahsediyordu demek istemem ama dekalog filmlerini tek bir filmmiş gibi kabul edip (500 dk) yorumlayacak olursak; dramatik giriş (1) bölümünün acı üzerine yoğunlaşmış yapısını, gelişmede bu acıların bastırılmış, bilinçaltı düzlemde saklanmış yapısını, sonuç bölümünde ise her neyse, ne olursa (böbrek bile gitse) olsun hayat yaşamaya devam eder, bilinçli eylemini rahatça görebiliyoruz.



Yani tek bir istem yönünden (karakter) değerlendirirsek filmleri; sonuç noktasına doğru bir saflaşma, tenzih olma halini yakalayabiliyoruz.

...

İki kardeş; babalarının vefatı üzerine 2 yıl aradan sonra tekrardan buluşuyorlar. Babalarının takıntılı kilitlerinden kurtulup evine ulaşıyorlar. Ama çok büyük bir sürpriz bekliyor onları: 250 Milyon Polonya parası değerinde bir pul koleksiyonu miras kalmış kendilerine.

Gözleri açılıp, bu acayip olayı maddi düzlemde değerlendirdikten bir müddet sonra babalarına- kendi yaşamsal aracılarına- özdeş kurmaya başlıyorlar.

Koleksiyona harcanmış bir adamın ömrünü görüyorlar. Babalarının koleksiyonunu maddi-manevi anlamda korumak için daha gelişmiş! önlemler alıyorlar.

Büyük olan karısı ve oğlunu geride bırakıyor. Küçük olan da o hippi hayatını.

İkisi birden, yeniden doğru düzgün yaşayamadıkları çocukluklarına dönüyorlar.

Zyvagintsev'in The Return filmini hatırladınız mı! Babalarının ölümüne üzülmeyip!, babalarının cesedini koydukları kayığın batmasına üzülen o iki çocuğu.

O denli altlara saklanmış bir baba hasreti vardı o filmde.

İşte bu iki koca adamda; babalarının vefatı ile kaybettikleri, belki de hiç yaşayamadıkları çocukluklarını, aile bağlarını, pul koleksiyonu bahanesiyle yeniden buluyorlar.

Büyük kardeş; maddiyata bağlı gibi gözüken bir amaçla eksik bir pul için bir böbreğini hiç düşünmeden verebiliyor.

Küçük kardeş; belki yıllarını verdiği popüler hayatına, kardeşine göz kulak olmak için rest çekebiliyor.

250 Milyon mu bunları yaptıran sizce!

Bu iki kardeşi, o küçük baba evinde buluşturan şey sadece para mı!

Neredeyse hiç tartışmadan, kavga etmeden beraber düşünebiliyorlar. Birbirlerinin hatalarını görmezden gelebiliyorlar. Kardeşlik bağlarının kopmuş olduğunu düşündüğümüz iki senelik süreçten sonra bile, pulları çalan adam olarak polise şikayet ettikleri kardeşleri için pişmanlık duyabiliyorlar...

Bu büyük para mı bu kardeşleri yeniden çocukluklarına döndüren. Hayatlarına yeni bir gaye tanımlayan.

Tüm geçmişlerini, sıkıntılarını bir kenara bırakmaya yönlendiren bu para mı!

Bir çocuk gibi olmadan, bir çocuk gibi küçük bir böceği hiçbir şey bilmiyormuş gibi heyecanla takip etmeden, benim krallığıma giremeyeceksiniz sözünü duymadınız mı Meryem oğlu İsa'dan...

Peki...

Bir koca sanatçı; salt maddi düzlemde yorumlanabilecek bir film yapabilir mi!

Baba oğullarına iki miras bıraktı:

Birincisi yeniden toparlanabilecek bir pul koleksiyonu...

İkincisi duyarlılık, sevgi üzerine kurulan bir çocuksu kardeşlik.

Siz birisinden vazgeçmek zorunda kalsanız, hangisini tercih ederdiniz?

TAMAH ETMEK

Tama'a: Kendinde olandan daha fazla elde edebilmek için açgözlüce davranmak olarak yorumlanabilir.

2 elma sende, 2 elma da karşındakinde. Gözün doysun, iki elmanı yemeden elma sayını 3,4 yapmak istiyor ve bunun için haddinden fazla emek harcıyorsun.

250 Milyon ederlik koleksiyonun var.

Birinci miras; maddiyatla ilgili, yani babanın yıllardır emek harcadığı, kendi yıllarını adadığı 2 elmayı, iki üç gün içerisinde 3 elma yapmaya adapte olmuşsun.

E kardeşim, 2 elma neyine yetmiyor be.

Sen kendini çok akıllı mı sanıyorsun. Yıllarca bir pulu bulmak için fırsat kollayan yaşlı kurtlardan daha mı akıllısın.

Burnunu kanattığın genç hırsızın öcünü almayacağını mı düşünüyorsun.

Yaa işte, böylece birinci mirasın elinden alınıverir.

Böbreğinden, 250 Milyonundan, az kalsın kardeşinden de oluyordun di mi!

O zaman ne yapacaksın, sabırla, dikkatle, yaptığın işe değer vererek koleksiyonunun sıfırdan oluşmasını sağlayacaksın.

İkinci mirasının değerini bilecek, birinci miras olan para için çalışıp, emek harcayacaksın.


Kieslovski filmlerinde piyangodan para bulan bir adam gördün mü hiç! Sence piyango talihlisi olan bir karakter Kieslovski filminde zenginliğini koruyabilir mi.

Sakin ol, kardeşlik sana yeter.

Para da gelirse ardından, ne mutlu sana...

Sarışın Adam

9'da yazmıştım, sarışın bir kader anı değişkeni adamı.

Bu sefer yok bu adam.

Onun yerine About Love'nin postane çalışanı, genç platoniği var bu filmde. (Dekalog 6)

Sıfırdan kurulacak bir hayat ve anlayışı için yardımcı oluyor bu gençlere, güler yüzüyle. Amaçsız sevgiyi hatırlatıyor, kendi filmindeki gibi.

Ölü balıklar vefat haberini gönderiyorlar bizlere.

İki adam, iki köpek ve burnu kanıyan genç; kimin daha akıllı olduğunu gösteriyorlar.

Aynı 3 puldan alan, iki eski kardeş ve köpekleri; bu işlere en baştan başlamak gerektiğini vurguluyorlar.

Böbrekten çıkan kanlı bezler, hem ruhların, hem de bedenlerin pisliğininin hırsız tarafından dışarı çıkarttıldıklarını...

Tek böbrekle de yaşıyor İnsan.

Hem de insanca...

SON

Seriyi dilimiz döndüğünce literatüre aktarmış olduk. (Çeviri)

Bir görüntü biriminin başka bir denklikle açıklanması, günümüz bilim ve sanatının haddi değil. Bir görüntü, yalnızca bir görüntüdür.

Görüntüye yapılan yorumlar, görsel bir eseri edebi- retorik düzleme yönlendirmek demektir.

Her çevirmen yaptığı çeviriden sorumludur.

Çevirmeni okuyan da kendi anladığından sorumludur.

Edebiyat ya da diğer sanatlar; salt bir görüntünün imgesel dünyasını bize taşıyabilselerdi eğer insanlığın fotografi ve aşkınlığı sinematografiye ihtiyacı olmayacaktı zaten.

Bu yüzden siz de Dekolag serisinin çevirisine girişmek niyetindeyseniz (izle- yorum yap), tavsiyem o dur ki; teknik ve estetik bilgilerinizi birazcık kenara bırakın.

Filmin kalbinize ulaşmasına ortam hazırlayın. (Meditare)

Filmin sanatçısının duygudaşı olabilirseniz eğer, zihninizin yapacağı teknik ve estetik hatalara ben kefilim.

Saygılar sevgili dostum Kieslovski.

Görüşmek üzere...

13.12.2011